“Müşteriler Perakendenin Kalbi ise Veri Oksijendir.”

NRF 2020’den izlenimlerim:

Bülent Dal | CEO

NRF’e olan ilgi, perakende sektörünün gelişimine paralel her geçen yıl artarak devam ediyor. BJ’s Wholesale Club  ve NRF Yönetim Kurulu Başkanı Chris Baldwin’ın yaptığı açılış konuşmasında verdiği bilgiye göre, bu sene katılım rekoru kırılarak NRF’e 100 ülkeden, 16000 perakendeciyi temsilen  40000 üzeri kişi geldi.

NRF 2020 yine tam bir teknoloji şovuna dönüşmüştü. Konuşmalar ve fuar alanında sergilenenler teknolojiye dayalı dönüşümün etkileri ve bu dönüşüme hizmet eden çözümlere odaklıydı. Müşteri deneyimine olan etki ve veri analitiği araçları ile müşteri içgörülerinin anlaşılarak gerçek zamanlı kişiselleştirilme yapılması en çok odaklanılan ana başlıklar oldu. Sürdürülebilirlik, iade yönetimi, Z kuşağının beklentileri diğer öne çıkan alt başlıklar arasındaydı. Perakendenin ve teknolojinin buluştuğu bu organizasyona, her yıl katılmaya ve ilgimi çeken konuları sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. Bu yıl ilgimi çeken başlıkları detaylarıyla size aktarmaya çalışacağım.

Ana Mesaj ve Satya Nadella Ana Konuşması:

“Müşteriler perakendenin kalbi ise veri oksijenidir.”

 NRF’te ilk defa bir teknoloji şirketi CEO’sunun NRF Başkanı’nın açılışı yaptıktan sonra ana konuşma ile söz almasına şahit oldum. Bu detay bile, perakendenin teknoloji ile işbirliğinin önemini gösteren küçük bir mesaj. Microsoft CEO’su Satya Nadella’nın da konuşmasının odağına oturttuğu ve Microsoft’un yakın zamandaki söylemi; birçok konuşmada ve fuar alanında sergilenen çözümlere aslında  yansımaktaydı. Artık fiziksel mağazalarda da elektronik ticaret web siteleri, sosyal medya siteleri ve mobil uygulamalar gibi müşteri deneyimini, müşteri ürün etkileşimi kayıt edilebiliyor ve izlenebiliyor. Müşterinin uçtan uca tüm deneyimini anlamamıza yardımcı olan veriyi toplamak ve anlamlandırmak akıllı perakendenin en önemli gereği olmuş bulunmakta. Satya Nadella da gelinen bu noktadan yola çıkarak tüketicinin nabzının atışlarını perakende verisinden dinlenip yorumlanacağını ve bu gücü kullanan perakendecilerin başarılı olacağı temasını özellikle işledi. Her saat perakende sektöründe 40 terabyte veri ortaya çıktığını ve perakendenin dünyadaki talep sinyallerini sürekli toplandığını söyledi. Akıllı perakendenin; müşteriyi, çalışanları, operasyonda ve tedarik zincirinde olanları takip etmeye yönelik veriyi kullanıp, yeni perakende deneyimini yaratmak ile mümkün olacağını ifade etti.

Microsoft CEO’su Satya Nadella konuşmasında her perakendecinin kendi teknoloji yoğunluğunu kurmaya ihtiyaç duyacağının altını çizdi.  Başka şirketlerden transfer edilecek teknolojik altyapılarla devam edilemeyeceğini her perakendecinin kendi dijital yetkinliğini artırması gerektiğini belirtti. Teknolojinin, perakende sanatını ortadan kaldırmayacağını, perakendenin çekirdek operasyonel mükemmelliğini artırmada teknoloji yoğunluğunu güçlendirmeye dayalı yenilenen perakende sanatının icra edileceğini belirtti.

Elektonik ticaretteki satışların %30’u veriye dayalı önerilerden geldiğini, herhangi bir perakende alışverişi ile ilgili sürecin %75’inin online ortamda başladığını ifade edip yeni perakende deneyiminin teknoloji nedeniyle değiştiğini yineledi. İşgücünün, yani saha personelinin veriye dayalı teknolojilerle güçlendirilerek müşteriye daha iyi hizmet sağlanmasının öneminin altını çizdi.

MIT Sloan Yönetim Okulu Profesörü Zeynep Ton’un Walmart CEO’su ile olan konuşması:

Oturumlar içerisinde gururla izlediğim ve size aktararak paylaşmaktan keyif aldığım diğer bir başlıksa “İyi İşler Stratejisi” üzerine olan bu oturumdu.  Bu oturumda; uzun yıllardır Perakende Tedarik Zinciri’ne dayalı çalışmalarının yanı sıra yıllardır  odaklandığı, aynı zamanda bu konuda 2014 yılında çok satanlar arasına girmiş  bir de kitabı  bulunan Türk Profesörü Zeynep Ton, “İyi İşler stratejisi” üzerine Walmart CEO’su John Furner ile bir söyleşi yaptı.

NRF vesilesi ile Türkiye’de tanımayanlar için Amerika ve Avrupa’nın önde gelen perakendecileri ile yakın ve başarılı çalışmalar yapan Zeynep Ton’u biraz anlatmak istiyorum. Türkiye’deki perakendecilerin Zeynep Ton’un çalışmalarında istifade etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Zeynep Ton perakendede birçok şirketin özellikle mağaza çalışanlarını bir maliyet olarak gördüklerini ve iyi iş imkanı sunmadıklarını ve bunun sonucunda müşteriye dayalı sunulan hizmetlerin kalitesinin düştüğünü ve zarar gördüğünü düşünüyor. Oysa ki maliyete hassas düşük fiyat üzerine kurulu indirim mağazalarının dahi çalışanlarına daha iyi iş imkanları sunarak müşteri deneyimini iyi seviyede tutabildiklerini ve dolayısıyla iyi şirketlerin iyi iş imkanları sunarak aynı zamanda başarılı olduğunu savunuyor.

Profesör Zeynep Ton’un  odaklandığı çalışma ve araştırmalar şirketlerin, özellikle perakendecilerin, operasyonlarını, çalışanları, müşterileri ve yatırımcıları aynı anda tatmin edecek şekilde nasıl tasarlayabileceklerini ve yönetebileceklerini inceliyor. Araştırmaları Harvard Business Review, California Management Review ve Organizasyon Bilimi gibi yönetsel ve bilimsel dergilerde yayınlanmış;  çalışmaları, The Atlantic, The New Yorker, The Washington Post, The New York Times, PBS ve NPR gibi medyada yaygın olarak yer almış bulunmakta.

Kitabı yayınlandıktan sonra perakende liderleri, İyi İş Stratejisi’nin kuruluşlarında nasıl uygulanacağını anlamak için Zeynep Ton’a ulaşmaya başlamış. Yolculuklarında onlara destek olmak için Zeynep Ton, kar amacı gütmeyen İyi İşler Enstitüsü’nü (GJI) kurmuş bulunuyor.

İyi iş stratejilerinin indirim mağazalarında dahi hayata geçirebileceğine dair örnekler veren Walmart Amerika CEO’su John Furner, mağaza çalışanlarını güçlendirerek, ücret artışı sağlayarak, daha fazla eğitim vererek ve mesai planlamalarında daha fazla söz hakkı vererek çalışan sürekliliğini nasıl artırdıklarını ve müşteri hizmetini nasıl iyileştirdiklerini anlattı.

İnsan Öncelikli Dijital Strateji:

NRF’in ikinci gününde Starbucks CEO’su Kevin Johnson dijitalleşme, robotlar ve yapay zekanın konuşulmakta olduğu dönemde çok güzel bir adresleme yaptı. “Önümüzdeki on yıl içerisinde en tepe teknoloji şirketlerinin yapay zekada bulunduğu seviyede yer alarak daha iyi olmak istiyoruz. Yapay zekayı, iş ortaklarımızın müşterilerle daha iyi bağ kurması üzerine kullanmayı planlıyoruz. Odağında önce insan olan bir dijitalleşme stratejisi izliyoruz.”  dedi. Kevin Johnson yanı sıra, Satya Nadella ve diğer birçok konuşmacı robotlar mı insanlar mı müşteriye hizmet verecek tartışmasına, çalışanların teknoloji ile güçlendirilmesine dayalı bir stratejinin başarı getireceğini savundular.

İnovasyon Labaratuarından örnekler:

NRF’te son yıllarda perakendede inovasyon yaratmaya dayalı destekleyici çözüm sunan firmalar özel bir fuar alanında katılımcılar ile buluşturuluyor. Detaylı inceleme şansı bulduğum bazı çözümlerin kapsamını paylaşmak istiyorum.

  • Conex firmasından rafta yer alan kozmetik ürününü yapay zeka ile tanıyan ve müşteriye ürün arkasındaki dijital panel üzerinden bilgi ve pazarlama mesajlarını veren akıllı raflar.
  • Walkout firmasından, sepet içerinde görsel tanıma ile atılan ürünleri tanıyıp, fişini olıuşturup, ödemesini gerçekleştiren ve söz konusu sepeti düşük maliyetlerle hayata geçiren çözüm.
  • Happy Returns firmasından, müşteri deneyimini iyileştirmeye ve operasyonel verimliliği artırmaya dayalı moda perakendesinde iade oranını azaltmaya odaklı müşteri bildirimi ve veri analitiğini bir arada kullanan çözümlerin ticari hayatta yer bulması dikkatimi çekti. Ön tarafta müşteriye sunulan iade ve değişim uygulama servisi ile iade edilen ürünlerin yerine ciro kaybı olmadan başka bir ürün verilebiliyor.
  • Increasingly firması satın alınan ürünlerle beraber tamamlayıcı ürün önerileri ile gelen sipariş başına satış tutarı artışı sunan çözümünü sergilemişti.

Müşteriye yansıyan yapay zeka uygulamaları ve yenilikler ağırlıktaydı. Blockchain gibi bazı iç verimlilik uygulamalarına yeteri kadar yer verilmediğini ve ön plana çıkarılmadığını düşünüyorum.

Yazılım tarafından yönetilen Drone’lar  ile depolarda stok kontrolü yapan çözümler.

  • Siparişi alan, ürünü dijital ortamda tasarlayıp üretimine sağlayan, üretim süreçlerini uçtan uca dijitalleştiren firmalara yönelik çözümler N.A.bld firmasına ait bir çözüm akıllı inovasyon platformundaki çözümler arasında farklı bir başlık sunarak ön plana çıkıyordu.
  • Gıda perakendesine yönelik flashfood firması raf ömrünü tamamlamaya yaklaşmış sebze ve meyve ürünlerini toplayıp açık pazar uygulaması üzerinden düşük fiyata tüketiciye kendisine yakın perakende mağazasının bulunduğu teslimat noktasından tedarik eden bir iş modeli geliştirmiş.

2010’lu yılların Mobil teknolojilerinden 2020’li yıllardaki yapay zeka uygulamaları.

2010’lu yıllara girdiğimizde mobil çok konuşulmaya başlanmıştı ve 2012 itibarı ile firmalar ilk uygulamalarını sergilemeye başlamış ve her geçen sene mobil uygulamalarının sayısı artarak, olgunlaşıp hayatımıza girmişti. 2020’li yıllar da benzeri bir şekilde Yapay Zekanın çok konuşulacağı yıllar olacak gibi gözüküyor. 2020 itibarı ile perakendede her oyuncunun aktif yapay zekaya dayalı öne çıkan bir uygulaması var. Özellikle Nike ve Nordstorm’un artırılmış gerçekliğe dayalı yapay zeka uygulamaları ilgi çekti.  Gıda perakendesinde mobil cihazları rafa doğrultup, rafta olmayan yok satan ürünler, yerleşim ve fiyat doğruluğunu kontrol eden örnekler oldukça fazlaydı

  • Nike müşterilerinin tam ayak şekli ve boyutuna göre en uygun ayakkabıyı görsel olarak tasarlayacakları bir uygulama geliştirmiş. Kişinin bilgilerine göre yanlış bir numara seçildiğinde uyaran ve yönlendiren süreçleri uygulamanın içerisine dahil etmiş.
  • Nordstorm ve Ulta Beaty gibi firmaların ise müşteriler rujların ya da kozmetik ürünlerin kutularını açmadan yüzlerinde denedikleri mobil ve dijital ayna uygulamaları ilgi çekti.

Robotlar ve Kasiyersiz mağazalar:

Robotların yer aldığı standların sayısı bir önceye göre10 kat artmış gibi bir görüntü vardı. Söz konusu firmaların bazıları hem aşağıdaki fuar alanlarında hem de yukarı kattaki inovasyon labaratuarı alanında sergileniyordu. Tekrarlı ve benzer gösterimler biraz verimsizlik yaratmış oldu. Diğer yandan bu firmaların çoğunun henüz ticari açıdan başarı elde etmiş olmamalarını düşünürsek gelecekte yer edinme çabalarında ve şov yapma yarışına şahit olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. Geçen sene olduğu gibi Amazon Go ve akıllı rafa dayalı standların sayısı da artmıştı. Görüntü işlemeye dayalı raf sistemleri olduğu gibi akıllı sepete dayalı uygulamalar ile kesintisiz müşteri deneyimi örnekleri çoğu firmaların odaklandığı temaydı. Gıda ve moda perakendesinde stok yönetimi ve pazarlamaya yönelik hizmet veren birçok tatbikat sergilenmişti. Geçen sene daha deneysel çalışmalar var iken bu sene artık akıllı raflarda yaygınlaşma sürecinin başlamak üzere olduğunu gördük.

Başsız Ticaret “Headless Commerce”

NRF’te konuşmalarda ismi artarak geçen Headless Commerce ayrı bir başlık olarak dikkat çekti. Daha önce duymamış olmanız gerçekten deneyimlemediğiniz veya ne olduğunu bilmediğiniz anlamına gelmiyor. Uçtan uca ticaret sistemlerinin karmaşık olması ve modern satın alma davranışına uyum sağlama zorluğu olması nedeniyle hayatımıza giren Alexa gibi  IoT ve ses etkileşimi ile herhangi bir e-ticaret önyüzü olmaksızın sipariş vermek ve satın alma yapmaya dayalı süreçler ya da Amazon Dash Button gibi buzdolabı üzerindeki magnete benzer düğmelere basarak sipariş verilebilen sistemlerden bahsediyoruz. Bu süreçte, cihaz ile uygulama katmanı arasında bir API çağrısı yapılması, daha sonra siparişin işlenmesi ve sonrasında  ticari sistemdeki sonucunun durumu ile ilgili güncelleme yapmak için uygulama katmanına bir API çağrısı yapılarak sonlanan bir süreç söz konusu. Arka taraftaki ERP ile entegrasyon yapmadan tüketiciye daha pratik bir deneyim sunmaya dayalı yaklaşım belli ürün ve hizmet modelleri için tercih edilecek gözüküyor.

Z Kuşağı alışveriş sahnesinde

 Etkinlikte tartışılan bir başka trend, 1990’ların ortalarından sonra doğan ve şimdi yetişkinliğe ulaşan demografik grup Z Kuşağı’nın ihtiyaçlarını karşılamak için deneyimsel perakende formatlarının ortaya çıkmasıydı. Anlatılan vak’alardan birisi NTWRK firmasının  akışlı video ve sosyal medya ile kültürel hayatta rapçi veya aktör gibi bilinen isimleri kullanarak etkileşim kuran mobil uygulama ile Z kuşağına ulaşması idi.

Camp  CEO’su Ben Kaufman,  yönettiği 5 mağazalı zincirde farklı temalarla  Z kuşağı ve ailelerle nasıl bağ kurduğunu anlattığı bir oturumda söz aldı. Dönüşen temalarla beraber uyguladıkları ürün satmak, sunulan deneyimlerle ilgili bilet satmak ve markalara kendi hikayelerini anlatabilecek sponsorluklar sunmaya dayalı stratejilerini anlattı.

Sürdürülebilirlik

 NRF etkinliğinde birçok perakendeci, marka ve otorite sürdürülebilirlik ve gerekleri ile ilgili söz aldı. Sadece bu konuya dayalı paneller yapıldı.  Etik kaynaktan ürünün sağlanması, adil ticaret, azaltılmış ambalajlama ve israfı azaltmaya yönelik yeniden satış ve kiralama hizmetlerinin büyümesi tartışıldı.

Bu konuda söz alanlardan Lush Amerika yetkilisi  şirketin üretim tarihleri, etik satın alma, el yapımı ürünlere odaklanma ve hayvan testlerine karşı sıkı politikalar dahil olmak üzere altı temel değerle iş yaptığını anlattı.

West Elm, ev dekorasyonu perakendecisi şirketin 2002 yılında kuruluşundan bu yana basit bir slogan izlediğini söyledi; “Her gün biraz daha yeşilleşin.”. 2014 yılında West Elm, Adil Ticaret Sertifikalı ilk ev perakendecisi olduğunu belirtti.

Dinleyecilere açık katıldığım bir panelde ise aslında tüketicilerin sürdürebilirlik ve doğal ürünleri istediklerini çok konuştuklarını ancak bu isteklerinin yerine getirilmesi için daha yüksek bir bedel ödemeyi benimsemediklerini ve bu durumun sürdürülebilir ürünlere dayalı iş hacminin ve eko sistemin büyümesini engellediğini söyledi.

Sürdürebilirlikle alakalı iade ve imha önlemeye dayalı daha önce örnek verdiğim birçok teknoloji çözümü de  fuar alanında yer aldı.

Gwyneth Paltrow’dan kapanış Konuşması:

Kapanış konuşmasında herkesin merakla beklediği ünlü sinema aktrisi, yazar, şarkıcı ve şimdi Goop Inc.’in sahibi iş kadını Gwyneth Paltrow söz aldı.

Herkesin ilgiyle izlediği konuşmasında işi kurduğu başlangıç yıllarına dönmüş olsa bilmediği konularda çekinmeden soru sormuş olacağını dile getirdi. En önemli probleminin neyi bilmediğini bilmemesi ve bu nedenle sürekli gerekli gereksiz birçok konuyu gece yarısı okuyup öğrenmeye çalıştığını ve birçok hata yaptığını ifade etti.

Oscar ödüllü aktris, Goop bültenini 2008 yılında mutfak masasının konforundan yarattığını ve yaklaşık altı yıl sonra, bu küçük çabanın, şimdi 300 çalışanı ve 2018’de 250 milyon dolar değerine ulaşan  bir işletmeye dönüştüğünü ifade etti.

Forbes’a göre şirket, toplam 80 milyon dolarlık dış finansman sağladı. Paltrow, Goop’u, insanların mumlardan mobilya ve sağlık takviyesi ürünlerine kadar her şeyi satın alabileceği bir hayat tarzı ve sağlığa dayalı bir “contextual commerce” sitesi olarak nitelendirdi.

Üç gün boyunca dolu dolu son derece tempolu, yoğun bir gündemle gerçekleştirilen NRF 2020 Organizasyonu; katılımcılara bir kez daha teknolojik gelişmelerin, yenilikçi teknolojilerin iş yapış şekillerine, iş modellerine, kullanıcı ve müşterilerin tutum ve davranışlarına nasıl nüfuz ettiğini ve dönüştürdüğünü gösterdi. Tüm bu çıkarımlar globalde olduğu gibi Türkiye perakende sektörününde bu dönüşümü iyi okuması ve yatırımlarını, bakış açısını bu yönde geliştirmesinin mesajı oldu.

 

Please follow and like us:

Yeni Perakendede Ürün Bulma ve Teslimat

BÜLENT DAL | CEO

Dijitalleşen perakende ile alışveriş süreci farklı evrelere ayrışmış bulunmakta. Ürün bulma ve sevkiyat, tüketici tercihini belirlemekte kritik rol oynamaya başlamıştır. İnternet öncesi dönemde bu iki alt süreç çoğunlukla aynı mağaza içerisinde gerçekleşmekte ya da katalog üzerinden satış ile ürün tesbit edilip, sipariş verilip, sevkiyatı planlanmaktaydı.

İnternet sonrası dönemde alışveriş kararlarını fiziksel ve dijital dünyanın kendisine sunduğu, her iki tarafın en iyi imkanları ile çözümlemek isteyen tüketici doğal olarak bu iki süreç için de en avantajlı alternatif birlikteliğini tercih etmektedir.

Bugün internet üzerinden kelimeleri yazıp arayarak, sesli konuşarak, başka birisinin üzerindeki ürünün fotoğrafını çekerek, ürün yorumlarını okuyarak, sosyal medya beğenilerini takip ederek neredeyse sonsuz yöntemle ürüne karar vermek ve bulmak mümkün. Sevkiyat yönteminde ise hız ve maliyet şekillendirici olmaktadır; bazı dijital ürünler için (yazılım, okuma içeriği, müzik, video) dijital ortama indirerek mümkün, fiziksel ürünler için online sipariş verip, eve teslimat en az vakit alan yöntem, internetten ürüne karar verip mağazdan teslim almak başka bir seçenek. Kıyafet veya taze yiyecekler gibi “deneyim ürünleri” için halen mağaza içerisinde ürüne karar vermek en tercih edilir yöntem. Sevkiyat açısından eğer ürüne hemen ihtiyacımız var ise ya da sevkiyat pahalı ise mağazadan teslim almak daha tercih edilir yöntem.

Yakın zamanda Deloitte Consulting’in yaptığı araştırmaya göre alışveriş tutarsal hacminin %56’sı dijital cihazlar tarafından belirlenmektedir. Bazı ürün kategorileri için online alışverişin çok daha az vakte mal olduğunu düşünülmektedir. Ancak 6 kategori için yapılan araştırmada ev gereksinimleri için yakındaki bir süpermarkete gitmek veya yakındaki bir süpermarketten kurye ile teslim almak halen tercih edilen yöntem. Böylesi bir durumda fiziksel mağazaların yeni görevini sorgulamak durumundayız. Artık fiziksel mağazaların kararsız, hangi ürünü alacağını bilmeyen müşteriler için ürün arama sürecinde dijital mecralardaki imkanlarla rekabet etmesi çok zor.

İstediğimiz ürüne karar vermek, hangi ürünün stokta olduğunu bilmek, en uygun çözümü sağlayan ürünü bulmak ve diğer taraftan en etkin, en düşük maliyetli ve rahat yöntem ile teslim almak (sevkiyat) artık perakendede iki farklı fonksiyon olarak ele alınmalıdır. Sunulan ürün kategorilerine ve müşteri beklentilerine göre fiziksel mağazaların rol ve tanımı gözden geçirilmelidir. “Müşteriler neden mağazadalar?” sorusunun cevabı sorgulanmalıdır.

  • Daha sonra online satın alacakları bir ürüne karar vermekincelemek veya deneyimlemek için mi mağazadalar?
  • Ürüne hızlıca karar verip, yakındaki diğer mağazalara göre daha hızlı teslimat sağladığı için mi oradalar?
  • Online ortamdan sipariş verdikleri bir ürünü daha kısa sürede ve düşük maliyetle mağazadan teslim almak için mi oradalar?
  • Benzersiz ürünler sunduğumuz için mi mağazadalar?
  • Yüksek fiyatlı ürünler nedeniyle mi oradalar?
  • Mağazada eğlendikleri için mi oradalar?
  • Hobilerine yönelik ürün ve aktiviteler sunduğumuz için mi oradalar?

Tüketicinin ürün bulma ve sevkiyat konusundaki beklentilerine göre iş modelini gözden geçirmek ve buna göre doğru algıyı oluşturmak, online, offline ve çoklu kanal operasyonda bulunan tüm perakendecilerin en öncelikli konuları arasında yer almalıdır.

Please follow and like us:

Black Friday & Cyber Monday Siparişlerini Teslim Ettiniz Mi?

Bundan 4 sene önce basit bir hafta sonu kampanyası iken, Black Friday ve Cyber Monday indirimleri artık bir hafta öncesinden başlıyor.

Çoğunlukla eticaret siteleri ve online satış kanalı olan perakendecileri etkileyen bu dönemin, doğru bir strateji ve planlama ile yıl sonu hedeflerine ulaşmak için sağladığı ciro etkisi tartışılmaz. Ancak yüksek satış rakamları elde etmek ne yazık ki tek başına yeterli olmuyor. Bu tür kampanya dönemlerinin en çok gözardı edilen kısmı siparişlerin müşteriye teslimat süreci!

Satış hedeflerinize ulaştınız ve tarihinizin en iyi rakamlarını elde ettiyseniz, ürünlerin teslimat süreci tatlı bir sorun halini alabilir; ama hedeflenin üzerinde her satış size büyük bir sorun olarak dönebilir. Bu durumda neler yapabilirsiniz?

  • Gönderi sürecini hızlandırın – Toplama, paketleme ve gönderi etiketleri gibi önceden yapılabilecek hazırlıkları toplu halde çözün.
  • Tedarikçileri kullanın – Gönderi sürecinin tıkandığını hissettiğinizde tedarikçilerinizden ürünleri doğrudan müşteri adreslerine göndermeleri için destek isteyin.
  • Dürüst olun – Müşteri memnuniyetsizliği yaratabilecek gönderi sürelerini öngörerek müşterilerinizi sürekli bilgilendirin. Bu hem marka imajınızı korumanızı, hem de müşteri kaybını engellemenizi sağlayacaktır.
  • İade kabulünü hızlandırın – Yenilerine yer açmak ve depodaki operasyonel işgücü kaybını en aza indirmek için iade kabul prosedürünüzü biraz esnetin ve hızlandırın.
  • Ulaşılabilir olun – Email, online destek, sıkça sorulan sorular,vb. tüm müşteri iletişim kanallarınızı herhangi bir sorunda müşterinin size kolayca ulaşabileceği şekilde düzenleyin. Size ulaşamayan sorunların takibi için bir yandan da gözünüz sosyal medyada olsun.
  • Stoklarını düzenleyin – Yılın geri kalanında zor durumda kalmamak için ürün stoklarınızı yeniden düzenleyin, siparişlerinizi verin.

Her şey kontrol altındaysa artık bir sonraki kampanya dönemi için hazırlanmaya başlayabilirsiniz… Bir sonraki kampanyanıza hazırlanmadan önce kampanya, satış ve stoklarınızın yönetimi için Obase çözümlerini inceleyin.

Her kampanya size önemli veriler ve sonraki kampanyalarınızda kullanacağınız değerli içgörüler oluşturuyor. Geçmiş verilerinizi inceleyin ve kullandığınız pazarlama kanallarını, hangi kanalların/kampanya mesajlarının yüksek dönüşüm sağladığını ölçümleyin. Etkileşimi en yüksek olan iletişim yöntemlerinizi ve stratejilerinizi bir sonraki kampanyanın başarısını artırmak için kullanabilirsiniz. Markanız için uzun dönemde nasıl bir strateji belirleyeceksiniz? Hangi kampanyalara/ hangi ürünlere odaklanacaksınız? Müşteri memnuniyetini en üst düzeyde tutarken aynı zamanda nasıl ROI yaratabilirsiniz? gibi sorularınızın yanıtlarına geçmiş verilerinizi değerlendirerek ulaşabilirsiniz.

Tüm sistemlerin entegre ve otomatize şekilde çalışması da bir sonraki kampanya döneminde stok, satınalma ve sipariş yönetimi konuları ile zaman harcamadan, sadece satış rakamlarına odaklanmanızı sağlayan önemli bir geliştirme olacaktır.

Please follow and like us:

Ürün Geliştirme Süreçlerinde Karşılaşılan 8 Temel Gereksinim

ANDAÇ ORAN | ÜRÜN TEKNİK YÖNETİCİSİ

Teknoloji alanında büyük yeniliklerin yaşandığı bir “dijital” dönüşüm sürecinden geçmekteyiz. Geçmiş dönemlerde sıklıkla dile getirilen “bulut teknolojiler”, bugün hizmet olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu teknolojiler alışılagelmiş uygulama geliştirme aşamalarında karşılaşılan zorlukları ortadan kaldırırken; ürün üretimi sürecinin tamamının hızlı ve verimli bir biçimde tamamlanabilmesine olanak sağlamaktadır. Geri kalan zaman ise, inovatif fikirlerin yaratılması için kullanılabilmektedir.

Bulut teknolojileri, geleneksel veri aktarım ve yönetim sistemleri için de farklı deneyimler sunmaktadır. Böylelikle; yapay zeka, gerçek zamanlı analiz, nesnelerin interneti gibi teknolojilerin geliştirilen ürün ile sentezlenmesi kendi kendine öğrenen/uygulayan, verimlilik artırıcı çözümler yaratmayı mümkün kılmaktadır.

Microsoft Bulut hizmetleri, yukarıda bahsedilen ihtiyaçların çözümü için birçok servis hizmeti sunmaktadır. Bu servisleri, ürün geliştirme süreçlerinde karşılaşılan durumları düşünerek 8 başlık altında derleyebiliriz.

Ölçeklenebilirlik (Kaynakların Büyümesi & Küçülmesi)

Ölçeklenebilirlik, kaynakların işlem yapılacak birime ve zamana göre yönetilebilmesidir. Rekabetin yoğun olduğu perakende sektörünü ele alacak olursak; mağaza, ürün, müşteri, çalışan vb. sayıları hızla artmaktadır. Bu bakış açısı, merkezi IT sistemlerinin de aynı ölçekte ve hızda büyüme ihtiyacını doğurmaktadır. Diğer taraftan, ihtiyaçların önceden belirlenebilmesi açısından mevcut iş yoğunluğunun takip edilmesi ve yönetilebilmesi oldukça önemlidir.

Perakende sektörünü diğer sektörlerden ayıran önemli özelliklerden bir tanesi de günden güne hızlı bir biçimde büyüyen dinamik bir sektör olmasıdır. Sektörde rekabet edebilme şansı, farklılaşan ihtiyaçlara göre hızlı ölçeklenebilmeye bağlıdır. Alınacak büyüme kararı organik olarak tüm yapının büyümesini gerektirmektedir.

Platform Bağımsız

Bulut bilişim modelinin hayata geçebilmesi gelişen üç farklı teknoloji ile mümkün olmuştur. Bulut bilişimi mümkün kılan ve altyapısını oluşturan bu üç teknoloji; web hizmetleri, sanallaştırma (virtualization) ve ızgara (grid) bilişimdir.

Web hizmetleri internet üzerinden erişilebilen, platform bağımsız otonom yazılımlardır. Bu hizmetler açık standartlara göre yazıldığından programlama dili ve işletim sisteminden bağımsızdırlar. Dolayısıyla farklı kişiler tarafından geliştirilen web hizmetleri, başka platform ve teknolojileri kullanan yazılımcılar tarafından kullanılabilmekte ve hızlı bir şekilde yeni yazılımlar gelişmesi mümkün olabilmektedir.

Sanallaştırma teknolojisi ile az sayıdaki fiziksel bilgisayar üzerinde çok sayıda sanal bilgisayarlar oluşturulmakta ve mevcut donanım kapasitesi çok daha verimli bir şekilde kullanılabilmektedir.

Izgara bilişim sayesinde ise, farklı yerlerde bulunan bilgisayarların atıl kapasitesi kullanılarak daha büyük kapasiteli bilgisayarlar oluşturulmaktadır.

Bakım ve Destek Hizmeti

Bulut bilişimde; bakım, sürüm güncellemeleri, güvenlik önlemleri servis sağlayıcıya aittir. Bakım ve destek hizmeti için, en güzel örneği kullandığımız elektrik ile verebiliriz. Elektrik idaresi bizim için altyapı, bakım/onarım ve dağıtım hizmetlerini üstlenirken, biz sadece evimizde kullandığımız elektiriğin faturadaki miktarını ödüyoruz. Bulut bilişimde de; bakım, sürüm güncellemeleri, güvenlik önlemleri servis sağlayıcıya aittir.

Adaptasyon (Yazılım Dili ve Yazılımcı açısından)

Yazılım teknolojilerinin ve araçlarının gelişiminin yazılımcılara getirdiği olanaklar ve katkılar fazladır. Maliyet, yedekleme&kurtarma, kaynakların hızlı konfigürasyonu bu olanaklar arasındadır. Ayrıca; bulut sistemlerinin tek seçeneğin tümüne uydurulmaya çalışılması mantığıyla işlememesi yazılımcıya esneklik sağlamaktadır.

Bilişsel Bilişim

Dijital dünya, tüketicilere neredeyse sınırsız seçenek sunmaktadır. Fiziksel mağazalar müşterilerin büyük çoğunluğu tarafından tercih edilmeye devam edilmelerine rağmen çekiciliklerini giderek kaybetmektedirler. Buradaki müşteri kaybı ile yapılan araştırmalar incelendiğinde; çekiciliği kaybetmenin temel nedeni fiziksel mağazaların müşteri taleplerini çevrim içi mağazalar kadar iyi karşılayamaması olarak görünmektedir. Çözüm, perakendecilerin müşteri deneyimini arttırmak için verileri, aygıtları, insanları ve süreçleri birbirine bağlamayan bilişsel sistemleri kullanmaları olabilir.

Bilişsel bilişim (Cognitive computing) müşteriler ve paydaşlarla önceden gerçekleşmiş etkileşimlerden öğrenir ve hem yapısal hem de yapısal olmayan verilerden yararlanarak algılama, öğrenme ve deneyim yoluyla anlamaya ve yorumlamaya çalışır.

Maliyet

Sanal sunucularda kesintisiz ve sürekli bir hizmet alabilmek için, kurulan operasyonun en yoğun zamanına göre plan yapılması gerekmektedir. Bu da diğer zamanlarda kullanılmayan bir donanım maliyeti demektir.

Yazımıza konu olan bulut hizmetlerinin mantığında ise; kullanılan miktar kadar ödeme kolaylığı bulunmaktadır. Böylelikle, kullanılmayan dönemler için bir ödeme yükü taşımak durumunda kalınmamaktadır.

Yeşil

Bilişim sektörü, enerji kullanımını farklılaşan donanım ile azaltırken aynı zamanda da her yeni donanımla daha yeşil hale gelmektedir. Sanal sunucuları kullanmak, kurum içi veri merkezleri kurmaktan daha yeşildir. Bu sayede farklı yerlerde bulunan veri merkezi enerji maliyetlerini düşürmektedir.

Bulut bilişim ise, sadece harcanılan enerji ve kullanılan donanım kadar karbon salınımına neden olduğu için diğer teknolojilere göre daha yeşildir.

 En Yeni Teknoloji

Bilişim sektörü, yaratıcı fikirlere ve teknolojilere açık alanlardan biridir. Bu nedenle her an yeni bir donanım, yeni bir teknoloji ortaya çıkmaktadır. Sanal sunucular üzerinde en yeni teknolojilere sahip olsanız bile bir süre sonra kullandığınız cihazların teknolojik olarak geri kalması yetersizliği ile karşılaşılabilinir. Bulut bilişim ise, günümüzde kullanılabilecek en ileri teknolojidir.

Bu tespitlerden hareketle varacağımız önemli nokta; ürün geliştirme sürecinde bu gereksinimler göz önünde bulundurulduğu sürece, ürünün çıktısının beklentiye cevap veren nitelikte olacağıdır.

Please follow and like us:

20+ MicroStrategy İş Ortaklığı

En eski partner şirketlerden biri olarak MicroStrategy iş ortaklığımız 1997 yılında başladı. Bu iş birlikteliği sayesinde henüz “Akıllı Kurum” teriminin Türkiye’deki firmalara yabancı olduğu dönemlerde önemli İlklere imza attık. Bu nedenle Türkiye’ nin en büyük mağaza zincirlerinden biri olan Boyner ve en büyük süpermarket zinciri Migros’ un MicroStrategy ürünlerini kullanan ilk müşterilerimiz olmaları bizim için gurur verici.

Şirketlerin operasyonel verilerini stratejik karar ve aksiyon elde edebilecekleri stratejik bilgiye dönüştürmelerine yönelik çözümler sağlayan MicroStrategy İş Zekası Platformu; şirketlerin tüm raporlama ve gelişmiş analitik ihtiyaçlarını kullanıcılara web, kablosuz erişim ve ses teknolojileriyle sunabilen profesyonel çözümlerini kapsamaktadır.

Günümüzün koşullarında, işbirliklerinin başarıya ulaşmadaki değerinin farkında olmamız ve MicroStrategy’nin stratejik bakış açısını iş ortaklığımızın merkezinde tutmamız 2009 yılında  “MicroStrategy Best Partner EMEA” ödünülünü getirdi.

Türkiye’deki “İlk”lerimiz

20+ yıllık MicroStrategy iş ortaklığımız süresince Türkiye’deki birçok “İlk”e imza attık. Türkiye’nin ilk Veri ambarı projesi bunlardan biriydi. Ayrıca bulunduğumuz bölgedeki ilk Kurumsal İş Zekası ve B2B raporlama platformunu hazırladık.

İstanbul’da geçtiğimiz sene ikincisini düzenlediğimiz MicroStrategy Symposium Series etkinliği 250’nin üzerinde katılımcıya ulaşarak, Türkiye’den bir çok büyük firmanın üst düzey yöneticilerini bir araya getiren bir etkinlik haline geldi.

MicroStrategy sertifikalı mühendislerden oluşan özel bir ekip ve Ar-Ge laboratuvarlarımızdaki mühendislerimizin çalışmaları sonucu MicroStrategy Platformu üzerinde geliştirdiğimiz İş Analitiği çözümlerimiz ile, Türkiye’deki en büyük 10 şirkete hizmet ve çözüm sağladık.

Obase olarak halihazırda, Perakende, Telekom, Havayolları, Ulaşım, Finans, Sigorta ve Enerji başta olmak üzere farklı sektörlerden 50’nin üzerinde lider firmaya, MicroStrategy İş Zekası platformu üzerinde lisans, bakım ve profesyonel hizmetler sunuyoruz.

MicroStrategy ile birlikte aynı gelecekçi bakış açısını benimseyerek, bugün olduğu gibi gelecekte de işbirlikteliğimizi devam ettirmeyi ve ortak başarılara imza atmaya devam etmeyi amaçlıyoruz. Phoenix’de 4-6 Şubat tarihlerinde gerçekleştirilecek MicroStrategy World 2019 etkiniliğine tekrar sponsor olarak, uluslararası pazarda da aktif olarak işbirliğimizi devam ettirmeyi hedefliyoruz.

Please follow and like us:

Veriye Dayalı Bütçeleme

NURAY GÖKMEN KAHVECİ | DIGITAL MARKETING MANAGER

Yılın sonuna yaklaşırken, gelecek yılın bütçe hazırlıkları önemli bir gündem maddesi halini aldı. 2019 bütçesini hazırlamak ve doğru planlama yapmak için karar verme sürecini kolaylaştıracak yöntemler arayışında olmanız da çok muhtemel.

Günümüzün rekabetçi koşulları gereği harcadığınız her kuruşun geri dönüşünü almak gerekliliği artıyor. Bu durum, bütçenizi planlarken daha dikkatli ve seçici olmanızı; sonuçları ölçülebilir ve mantıklı adımlar atmanızı gerektiyor. Nielsen tarafından yapılan araştırmaya göre firmaların sadece %40’ı hazırlanan pazarlama bütçesinin dağılımının verimli bir şekilde yapıldığına inanıyor.

Bir çok firma, bütçe hazırlama sürecinde güncel olmayan ve karmaşık excel’ler, eski IT sistemleri ve manuel hazırlanmış raporlar üzerinden planlama yapmaya çalışıyor. Bu tarz bir yapılanmada, veri toplamanın zorluğu ve olası gecikmeler nedeniyle bütçe performansını anlık olarak ölçümleyip hedeflere ulaşmaya yönelik hızlı aksiyonlar almak da hayal oluyor.

Verinin yeni öngörüler ve iş girişimleri oluşturmadaki olumlu etkisi göz ardı edilemez. Sahip olduğunuz veriyi doğru şekilde yorumlayıp kullanmak da en doğal hakkınız!  İyi öngörüler ve veriler, iyi karar veren liderler ortaya çıkarır. Çok boyutlu, yapılandırılmış veritabanları oluşturarak, saydam, güvenilir ve ihtiyaçlara göre uyarlanabilir bir bütçe planlaması gerçekleştirebilirsiniz.

Performansa dayalı bütçeleme veya sonuç odaklı bütçeleme olarak da bilinen veriye dayalı bütçeleme kaynakların iyi yönetilmesi kadar, kaynakların kullanımı sonrasında ortaya çıkacak sonuçlara göre öngörüsel kararlar verilmesini de sağlar. Performansa dayalı bütçeleme süreci ile, şirket/departman hedeflerine ulaşmanın takibi yapılırken, bunların sonuçları tespit edilerek, sonuçlara göre sürekli olarak bütçe optimizasyonu gerçekleştirilir. Bu sayede firma hedefleri ile örtüşen iş kararları vermek, bununla paralel bütçe planlaması yapmak mümkün olur.

Artık bütçe sürecinde uzun toplantılar yapmak, bütçenin artırımı için tartışmak yerine, %100 gerçeklere dayalı veriler sunarak üst yönetimi ikna etmenin zamanı! Planlama ve bütçe dağılımının kaotik dünyasını düzeltmek için biraz daha yapılandırılmış, gerçeklere dayalı veriler ve bu verilerin öngörülerine dayalı kararlar vermek hayati önem taşımaktadır.

Bundan sonra kalıcı olan yaklaşım;  Veri odaklı kararlar doğrultusunda ilerleyip gerçekçi olmayan öngörüleri bir yana bırakmak…

Please follow and like us:

BDD ve Bize Getirdikleri

Miray TOSUN yurtseven | ÜRÜN YÖNETİCİSİ

Günümüzde bir işin kalitesinin kanıtlanması için geliştirmeler bittikten hemen sonra test yapılması gerekmektedir. Testler, bir işin istenildiği gibi olup olmadığının en önemli kanıtlarından biridir. Bir diğeri ise iş birimleri (business) ile yapılan testlerdir. İş birimleri kendi kullanım alışkanlıklarına, talep ettikleri ürüne göre ve işleyişlerine göre test ederler. Yani kendi davranışsal testlerini yaparlar. İşte buradan yola çıkarak yeni bir test yaklaşımı da hayatımıza girmiştir.

Son dönemin popüler test yaklaşımı olarak sıklıkla duyduğumuz BDD (Behaviour Driven Development-Davranış Odaklı Geliştirme) aslında TDD’ye (Test Driven Development-Test Odaklı Geliştirme) alternatif olarak çıkmış bir kavramdır.

TDD ile yazılım geliştirme ve test otomasyon süreçlerinin maliyetli olduğu kabul edilmiş bir durum olmasıyla birlikte TDD yöntemiyle kaliteli yazılım yapıldığı gerçeği de göz ardı edilemez. Günümüz şartlarında müşteri taleplerinin hızlıca yapılabilmesi aynı zamanda hem BT (IT) hem de iş birimlerinin (business) ortak dili kullanması için BDD ortaya çıkmış ve iletişimi sağlamıştır.

Aslında tüm yaklaşımlarda olduğu gibi BDD’nin de üzerinde durduğu temel konu kaliteli kod üretiminin sağlanmasıdır.  Bu bağlamda birbirinin dilinden konuşamayan iki birim arasında iletişimi sağlamasının yanında kullanıcı davranışları üzerinden yapılan testler ile hataların daha hızlı bulunmasını sağlamıştır.

Temelinde iki çalışma söz konusudur; birincisi keşif atölyeleri(Sbe-specification by example), diğeri ise çalıştırılabilir özelliklerdir(TDD-test driven development). Keşif atölyesinde BT ve iş birimlerinin yazılımın nasıl davranması gerektiğine karar verdikleri kısa ve verimli toplantılar yaparlar. Bu toplantılar esnasında iş paydaşları ve BT temsilcileri (geliştiriciler ve test uzmanları) uygulamanın özelliklerini ve kullanıcı öykülerini tartışmak üzere toplanırlar. Temel amaç örneklerle sistemin nasıl davranması gerektiğine karar vermektir. İkincisi olan çalıştırılabilir özellikler ise yazılımın istenildiği gibi davrandığını yazılmış otomasyon kodları ile göstermeyi hedefler. Çalıştırılan otomasyon kodları sonrasında hızlıca test sonuçları gözlemlenir ve eksikler belirlenerek yine hızlıca aksiyon alınabilir.

BDD’nin çok kolay bir yazım yöntemi vardır. Verilen-Ne Zaman-Ardından (Given-When-Then) olarak üç başlıkta test senaryoları yazılır. Verilen(Given), belirlenen bir test senaryosu bu başlıkta yazılır. Ne Zaman (When), bir eylemin gerçekleştiği zaman anlatılır. Ardından (Then), belirlenen senaryo ve aksiyon sonrasında uygulamanın nasıl bir sonuç döneceğini anlatır. Örnek vermek gerekirse, herhangi bir uygulamaya giriş yapmak isteyen bir kullanıcı için bu adımları yazdığımızı düşünelim;

Given: Kullanıcı hatalı şifresini şifre alanına girer,

When: Giriş düğmesine basar,

Then: Kullanıcıya girişte yapmış olduğu hatalı şifre ile ilgili hata mesajı gösterilir.

Yine BDD’nin başka bir kolay yöntemi ise Rol-Özellik-Neden matrisi (Role-Feature-Reason matrix). Buna göre öncelikle Rol için “As a” ile başlanır, sonrasında Özellik için “I want” kullanılır ve son olarak ise Neden için “so that” kullanılır. Örnek vermek gerekirse;

As a: Bir perakende müşterisi olarak,

I want: Satın aldığım ürünleri 14 gün içerisinde iade etmek istiyorum,

So That: Böylece geri ödeme alabileceğim.

BDD’nin en önemli özellikleri yazılan test otomasyon kodlarının herkes tarafından okunabilen ve yazılabilen ortak dilin konuşulduğu platform sunmasıdır. Gerek yaklaşım gereği gerekse paydaşların ortak noktasını bulması sebebiyle son dönemde çok moda olmuş ve birçok sektörde kullanılmaya başlanmıştır.

Please follow and like us:

Online Ortamda Yok Satma ve Etkileri

BÜLENT DAL | CEO

Dijitalleşmeye dayalı iş hacimlerinin büyüdüğü pazarlarda, fiziksel mağazadan alışveriş yapan müşterilerin %30’unun aynı zamanda online ortamdan da alışveriş yaptığını göz önünde bulundurduğumuzda yok satmanın online perakendede oluşumu, etkileri ve olası çözümlerini ele almak elzem olmaktadır. Bu doğrultuda yakın zamanda online ortamda yok satma ile ilgili yayınlanan “A Worldwide Study of Extent, Shopper Reactions, and Implications for Non-Food Online Retail Categories,” raporu, online alışverişte aranılan ürünün bulunmaması oranının fiziksel mağazalardan yapılan satış süreçlerindeki yok satma oranının yaklaşık 2 katı büyüklüğünde olduğunu göstermektedir. Online perakende yok satmasına yönelik en kapsamlı ve en güncel olduğu kabul edilen söz konusu araştırma, seçilmiş gıda dışı ürünleri (bebek bakımı, tekstil bakımı, saç bakımı, ağız bakımı, cilt bakımı ve traş bakımı) kapsamında ve Amerika, Çin, Fransa, Almanya, Japonya ve İngiltere baz alınarak gerçekleştirilmiştir.
Online ortamda ürün bulunurluğu; bir ürün online ortamda satın alınabiliyorsa, online mağaza deposu, fiziksel mağaza veya açık pazaryerinden belirtilen aralıkta tedarik edilebilmesi olarak tariflenmektedir. Fiziksel mağazada yok satmaya Out Of Stock (OOS) derken online ortamda benzeri duruma Not Online Available (NOLA) denilmektedir. Eğer ürün sayfası erişilebilir durumdaysa ve buna rağmen perakendeci ürünün stokta olmadığını belirtiyorsa ya da ürüne dijital ortamda erişilemiyorsa (void) ürün online ortamda yok satmış kabul edilmektedir.
Araştırmaya göre Amerika’da online ortamdaki yok satma oranı %15 ile daha önce fiziksel mağazalar için yapılan araştırmada ortaya çıkan %8.3’lük oranın yaklaşık 2 katı büyüklüğünde iken Amerika dışı ülkelerde yok satma oranının %20’ye çıktığı tesbit edilmiş bulunmaktadır. %20’lik yok satmanın yaklaşık %8’i aranan ürünün web sitesinde görüntülenememesinden (“void”) kaynaklanmaktadır. Bu durumun iki izahı bulunmaktadır; birincisi ürün gerçekten fiziksel olarak olmadığı için gösterilememekte, ikincisi ise ürün teknik problemlerden dolayı gösterilememektedir. Obase olarak deneyimlerimize dayanarak, teknik problemlerin altında halen birçok arama motorunun ürünleri listelerken aramak için yazılanların anlamları ve temalarına göre akıllı arama yapmamasının da etkisi olduğunu düşünmekteyiz.
Araştırmanın en çarpıcı çıktılarından birisi online ortamda ürün bulunamadığı zaman alışveriş yapanların tepkilerinin, fiziksel mağazada ürünün rafta bulunamaması durumuna göre gösterilen tepkiden farklı göstermesi olmuştur. Fiziksel mağazadaki yok satma durumunda perakendeci daha çok kayba uğrarken, online ortamda yok satma olduğunda olumsuz etki daha çok markalara yansımaktadır. Online müşteri ürünü bulamadığı zaman başka bir arama gerçekleştirmeyi ve muadil bir ürün bulmayı çoğunlukla tercih etmektedir. Fiziksel mağazadaki raf bulunurluğuna dayalı aynı ekip tarafından yapılan araştırmaya göre yok satmada toplam kaybın %54’ü perakendeciye yansımaktaydı. Tüketici ürün rafta bulunmadığında mağaza değiştirmekte, satın almaktan vazgeçmekte ya da satın almayı ertelemekteydi. Online ortamdaki alışveriş için yapılan yok satma araştırmasına göre aranan ürün bulunmadığında alışveriş yapanların yaklaşık %30’u başka bir perakendeciye yönelmektedir. Online ortamda ürün bulunamadığında verilen tepkiler 5 kategoride sınıflanmaktadır. 1. Başka bir online mağazaya yönlenme. 2. Başka bir markaya yönelme. 3. Ürünün başka bir varyantını tercih etme. 4. Ürünü almaktan vazgeçme veya alma kararını öteleme 5. Başka bir kanaldan satın almayı tercih etmek; örneğin fiziksel mağazaya gidip satın almak.
Araştırmayı destekleyen ana kuruluşlardan birisi olan Grocery Manufacturers Association (GMA)’e göre, müşteriler bir ürünü almak istediğinde bulamamasından kaynaklanan online satış kaybı potansiyeli yıllık 17 milyar dolar gibi bir rakama tekabül etmektedir. Daha önce GMA’nın 2002 ve 2008 yıllarında perakende fiziksel mağazalarında raf yok satma alanında yine sektörün en kapsamlı ve en çok referans alınan çalışmalarını yapan kişiler tarafından bu araştırma ve rapor gerçekleştirildi. Rapor, IE Business School’daki işletme ve teknoloji profesörü Daniel Corsten ve New Hampshire Üniversitesi’nde pazarlama profesörü olan Thomas Gruen tarafından hazırlandı.
Online ortamda ürün bulunurluğu artık önemli bir mesele haline gelmiştir. Ürün ana verisinin tutarlılığı, anlık stok takibi, arama motorlarının anlamsal içerik aramasını desteklemesi, talep öngörüsündeki tutarlılığa dayalı bilgi sistemleri ve çözümler online ortamdaki yok satma oranını azaltmak üzere ilk ele alınması gereken başlıklar arasında yer almalıdır. En önemli çözüm gerektiren şartı ise, her zaman vurguladığımız gibi veriye dayalı perakendeci ve tedarikçi işbirliğine dayalıdır.

Please follow and like us:

Dijitalleşen müşteri için sıcak gelişmeler!

WalMart Jetblack, Dijital Pazarlama, Yüz Tanıma

BÜLENT DAL | CEO

Teknoloji o kadar tüketici hayatı içerisine giriyor ve perakende şirketlerini hizmet modellerini değiştirmeye zorluyor ki, bazen yeni teknolojilerin amacı çok sorgulanmadan hayata geçirilebiliyor. Yeni teknolojilerin kullanıldığı test edilen ve başarılı olduğu gözlenen uygulamalar iyileştirilerek yaygınlaştırılıyor. Örneğin Walmart önemli rakibi Amazon’un gerisinde kalmamak ve öne geçmek için teknolojiye dayalı sayısız iş modellerini hayata geçirip deniyor. WalMart belli bir süredir üzerinde çalıştığı ve pilot denemelerini yaptığı CodeEight adlı projeyi Jetblack markası ile Haziran başı gibi kişisel alışveriş hizmetleri sunan bir iş modeli ile hayata geçirdi. “Concierge” tarzı hizmetleri barındıran Jetblack’in kurucularından ve CEO’su Jenny Fleiss, “Tüketiciler, ürün kalitesinden ödün vermeden, kendileri ve aileleri için alışveriş yapmanın daha etkili yollarını arıyor.” bakış açısından yola çıkarak Jetblack’i hayata geçirdiklerini ifade ediyor.  Walmart’ın New York’da başlattığı Jetblack operasyonu ile müşteriler düz metin yazarak sipariş verdiği ve aynı gün içerisinde teslim aldığı bir iş modelini başlatmış bulunuyor. Eğer bu model tutarsa tüm bölgelerde uygulanmaya başlanacak. Yine Walmart, Amazon Echo iş modeline benzer bir şekilde Google ile iş ortaklığı çerçevesinde Google Home’dan ürün satın almasına imkan veren bir alışveriş modeli başlatmış bulunuyor. Walmart yakın zamanda Amazon Web servislerine en önemli rakip Microsoft Azure altyapısını kullanacak stratejik bir anlaşmayı Microsoft ile imzaladı. Başka bir bakış açısı ile Amazon’un perakende ve bulut altyapısı alanındaki en büyük 2 rakibi güçbirliği yapmaya başladı.
Dijital Pazarlama: Özellikle internete bağlı cihazlara sahip tüketicilerle bağ kurmak için dijital pazarlama hiç olmadığı kadar önem kazanmaya başlıyor.  Dijital kuponlar, sanal hikaye anlatımları, eposta, artan reklamlar vb. yöntemlere dayalı Dijital Pazarlama faaliyetleri, “Gartner 2018 CIO Agenda” çalışmasına göre yeni harcama alanları içerisindeki en büyük artış payına sahip olacak. Yine Walmart’tan örnek verecek olursak, alışverişi terketmek üzere olan bir müşteriye yapay zekayı kullanarak satın almayı unuttuğu bir ürünün hatırlatılmasına yönelik dijital pazarlama uygulaması gerçekten işe yarayabiliyor.
Sokakta veya bir fiziksel mağazada beğenilen ve belki de o mağazada istenilen renk ve bedeni olmayan bir ürünün aynısını ya da benzerini online ortamdan bulmak ve sipariş vermek giderek yaygınlaşmaya başlıyor. Değerlendirilen bir ürün hakkında başka tüketici yorumlarını almak karar vermeye önemli derecede etkiliyor. Fiziksel mağazaya gelen bir müşterinin mağazaya gelmeden önceki online ortamdaki incelediği, aradığı ürünleri veya terkettiği sepeti biliyor olmak, o müşteri mağaza içerisine geldiğinde, müşteri satış asistanı tarzında bir tablet uygulaması ile  ona daha özel ve doğru ürün önerileri sunmakta yardımcı olabiliyor. Artırılmış gerçeklik tüketici deneyimini çok daha iyi bir noktaya getirebiliyor. Örneğin Sephora’nın hayata geçirdiği bir mobil uygulama ile kullanıcılar canlı selfie’leri üzerinden istediği makyaj ürünlerini kendi yüzleri üzerinde deneyebiliyor.
Yüz tanımaya dayalı iPhoneX gibi kişisel  cihazlarla gelen etkili özellikler tüketicilerin alışveriş deneyimini ciddi manada değiştirecek gözüküyor. Counterpoint araştırma şirketine göre  gelecek 2 yıl içerisinde 1 milyardan fazla akıllı telefon ileri derecede yüz tanıma yetkinliğine sahip olacak ki bu rakam, 2017’de toplam akıllı telefon sayısına göre % 5’de olan yüz tanıma özelliği rakamını 2020’de öngörülen akıllı telefon sayısı üzerinden %64’e taşıyacak.
Yüz tanıma özelliğinden faydalanmaya başlayan birçok perakende formatı arasındaki örneklerden birisi California’daki CaliBurger. Burada sadakat kart programında dahil müşteriler sipariş verme kioskları önüne geldiğinde yüzünden tanınarak sipariş verme sistemine otomatik giriş yapıp, daha önceki alışverişlerine göre favori ürünler ve bu ürünlerle alakalı öneriler ekrana gelmektedir. Yine farklı bir pilot uygulamada mağaza içi müşteri trafik ve gezinti verilerden ve demografik bilgilerden faydalanarak oluşturulan mikro segmentlere göre, anlık mağaza içerisindeki müşterilerin yüz tanıma ile algılanıp, o müşteriye en yakın mikro segmente dayalı olarak yapılması gereken önerinin müşteri satış asistanı uygulaması kullanan satıcıyı yönlendirerek, mağaza içerisindeki müşterilere en uygun önerinin yapılmasının sağlanması müşteri memnuniyetini artıracaktır.
Yüz tanıma sayesinde online ve offline deneyiminin eşleştirilmesi gıda perakendesinde de fayda sağlayacaktır. Örneğin  online ortamda verilen market siparişini almaya gelen müşteri mağaza alanına geldiğinde yüzünden otomatik olarak tanınıp sipariş teslim noktasına gidene kadar siparişin hazır olması “click and collect” modelini daha etkili hale getirecektir.
Müşterinin daha iyi anlaşılması konusunda da yüz tanıma teknolojileri fayda sağlayacaktır. Örneğin market içerisinde herhangi bir mısır gevreğine karar verirken ne kadar süre geçtiği, o anda müşterinin psikolojik durumu mutlu olup olmadığı, yaşı, cinsiyeti vb. veriler, bu verilerin mikro segmentler ve diğer verilerle eşleştirilmesi ile türetilen içgörüler ile müşteri davranışları çok daha iyi yorumlanabilir noktaya geldi. Mağazadaki raf düzenleri ve dizilimleri, gerçek zamanlı promosyonlar, mağazaya özel sıkıntılı süreçlerin düzelmesi konusunda yüz tanımaya dayalı içgörüler fayda sağlayacaktır.
Kaynaklar: https://techcrunch.com/2018/05/31/walmart-jetblack-personal-shopper/

Please follow and like us:

En Çok Kullanılan Yazılım Test Metodolojileri ve Tanımları

Miray TOSUN yurtseven | ÜRÜN YÖNETİCİSİ

Gündelik hayatımızın çoğu adımı, yaptığımız şeyleri test etmektir. Yemek yaptığımızda tuzunun iyi olup olmadığını, duvara çerçeve astığımızda düzgün durup durmadığını, yıkandıktan sonra saçımızın güzel kokup kokmadığını kontrol ederiz. Aynı durum geliştirmesini yaptığımız uygulamalar, makalesini yazdığımız teknik konular ve hatta şuan okunan bu yazı için de geçerlidir.

Ancak sorun şu ki yaptığımız testlerin anlamlarını, ne testi yaptığımızı  bilmeyiz. Evet amaç bellidir, ne yaparsak yapalım işi en iyi en kaliteli şekilde tamamlamaktır ama testin adını hatta doğru testi yapıp yapmadığımıza çoğu zaman emin olamayız.

Yazılım test metodolojileri yazılım testlerine farklı yaklaşımlar ile ele alarak sistemin bütünüyle doğru çalıştığını kontrol etmeyi hedefler. Yazılım test metodolojileri birçok kaynakta iki ana başlıkta toplanır; İşlevsel (“functional”) ve işlevsel olmayan (“non-functional”). Functional testler içerisinde:

  • Birim (“Unit”) testi
  • Duman (“Smoke”) testi
  • Bütünleşme (“Integration”) testi
  • Fonksiyonel (“functional”) test
  • Arayüz (“Interface”) testi
  • Sistem (“System”) testi
  • Regresyon (“Regression”) testi
  • Kullanıcı Kabul (“UAT-User Acceptance Test”) testi

Non-functional testler içerisinde;

  • Performans  (“Performance”) testi
  • Yük (“Load”) testi
  • Stres (“Stress”) testi
  • Güvenlik (“Security”) testi
  • Güvenlik Açığı (“Vulnerability”) testi
  • Kullanılabilirlik (“Usability”) testi
  • Uygunluk (“Compatibility”) testi

Farklı kaynaklarda bu testleri daha da çoğaltabiliriz ancak yaygın olarak testler yukarıdaki gibi sıralanabilir.

Kullanımı yaygın olan ancak tanımları karıştırılan ya da bilinmeyen  bu test yöntemlerini detaylandırırsak;

Functional Testler;

  • Birim (“Unit”) testi : Testin en başı da denebilir. Kalite test ekiplerine uygulama daha gelmeden önce uygulamayı yazan yazılımcılar tarafından yapılır. Temel amaç kodların doğru çalışıp çalışmadığını kontrol eden yardımcı kod bloklarının yazılmasıdır. Test edilen fonksiyona belirli değerler gönderilir ve dönen sonuç ile unit test içerisinde dönmesi beklenen sonucun aynı olup olmadığı kontrol edilir.
  • Duman (“Smoke”) testi : Bunu aslında devre testi gibi düşünmek daha kolay anlamamızı sağlar. Diyelim ki pille çalışan basit bir elektrik devresi yaptınız. Ana devrede elektrik akımını açan/kapatan anahtarınız olsun. Birde bu ana devreye bağlı farklı renklerde ampulleriniz olduğunu ve onlarında başka anahtarlara bağlı olduğunu düşünelim. Şimdi bu testi yapmak için tüm malzemelerinizi birleştirdiniz ve tüm test adımlarınızı deneyeceksiniz ancak öncesinde en önemli test adımınızı bilmeniz gerekir. Yani elektrik akımı devrede dolaşıyor mu? Yoksa kısa devre mi yapıyor? Eğer kısa devre yapıyor ise o zaman duman çıkar. İşte en önemli test adımınız olan Smoke testinizi buldunuz. Eğer bu adımı geçiyorsa zaten diğer adım olan renkli ampulleri test edebilirsiniz.
  • Bütünleşme (“Integration”) testi : Bütünleşme testi yine uygulamayı geliştiren yazılımcılar tarafından yazılan gelişmiş unit testi olarak bilinir. Birbiri ile bağlantılı metotların tümünün test edilmesi sağlanır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta unit testi tek metodu test ederken Integration testi birden çok metodu aynı anda test eder.
  • Fonksiyonel (“functional”) test : Uygulamanın test ortamında kalite test ekipleri tarafından son kullanıcının istediği gibi çalışıp çalışmadığını kontrol etmektir.Eğer uygulama beklendiği gibi davranırsa,testlerin yapılmasına sıralı bir şekilde devam edilir.
  • Arayüz (“Interface”) testi : Arayüz testi, Kullanıcı Arayüzü (“UI-User Interface”) olarak da bazı kaynaklarda geçmektedir. Uygulamaya ait arayüzler incelenir. Kullanılan renkler, buton ve menü konumlarını da içeren test bu aşamada yapılır. Amaç kullanıcılar için görsel ve işlevselliğin optimum seviyeye getirilmesidir.
  • Sistem (“System”) testi : Sistem testi sadece uygulamanın değil donanım, yazılım ve servislerin tümüyle test edilmesidir.
  • Regresyon (“Regression”) testi : Genel anlamda detaya çok inmeden önemli kısımların test edilmesidir. Süreci devam ettirecek fonksiyonel testlerin elenerek yapılmasıdır.
  • Kullanıcı Kabul (“UAT-User Acceptance Test”) testi : Ürünün nihai versiyonunun, iş gereksinimlerini karşıladığından emin olmak adına son kullanıcı tarafından yapılan testlerin bütünüdür. Bu testler sonrasında onaylanan sistem canlı ortama alınarak hayata geçirilir.

Non-functional Testler;

  • Performans (“Performance”) testi: Uygulamanın çok kullanıcı ve çok data ile testi yapılarak sistemin çalışması ölçülür.
  • Yük (“Load”) testi : Uygulamaya çok kullanıcı ve çok data eklendiğinde belirlenen sürede cevap verip vermemesi kontrol edilir.
  • Stres (“Stress”) testi : Stres testi ise performans ve yük testi yapıldığı esnada alınan hataların gözlemlendiği, dönen cevapların doğru olup olmadığının kontrol edildiği testlerdir.
  • Güvenlik (“Security”) testi : İş tamamlandıktan sonra risk taşıyan maddeler üzerinde testler yapılır. En basit haliyle giriş yapılan bir ekranda <Script> yazarak giriş yapılamamalıdır.
  • Güvenlik Açığı (“Vulnerability”) testi : Güvenlik açığı testi, uygulamada güvenlik açıklarını azaltmak ve sistemde yer alan riskleri değerlendirmek için kullanılan yazılım test tekniği.
  • Kullanılabilirlik (“Usability”) testi : Uygulamanın son kullanıcı gözüyle rahat kullanılıp kullanılmadığını, uygulamanın kullanıcıya yol gösterip göstermediğine, rahat öğrenebilip öğrenilmediğine ve hata mesajlarına bakılır. En son kullanıcı gözüyle yapılan ve sistemi bilmeyen bir kullanıcı ile test edilmesidir. Buna göre sistemi bilmeyen bir kullanıcı rahatlıkla sistem üzerinde işlemini yapabiliyor ise bu testten geçilir.
  • Uygunluk (“Compatibility”) testi : Uygulamanın her browser’da, her mobil platformda her işletim sisteminde çalışıp çalışmadığının kontrolü yapılır. Kullanıcı özel olarak bir platform ya da browser belirtmedikçe tüm sistemlerde çalışması beklenir.

Bu test metotları daha da çoğaltılabilir ancak günümüzde en yaygın olarak bilinen ve kullanılanlar bu şekilde tanımlanabilir. Tanımları bilinen testlerden hangisinin üzerinde çalıştığımız uygulamaya daha uygun olduğuna karar vermek daha kolaydır.  Unutulmamalıdır ki her test metodolojisi tüm uygulamalarda kullanılmaz ya da zorunluluk teşkil etmez. Ancak bir uygulama hayata geçirilmeden önce testlerinin tamamlanarak olası risklerin bulunması ve hataların giderilmesi hayati bir meseledir.

Please follow and like us: