Yılbaşı Alışverişi Döneminde Raf Bulunurluğu

Yılbaşı alışveriş kampanyaları şimdiden başladı! Yılbaşı kampanyası yapanlar kadar, henüz bir kampanya duyurmayan Perakendeciler de ziyaretçi trafiğinden etkilenmeye başladı.  Peki bu yoğun kampanya dönemi için mağazalar gerçekten hazır mı?

Raf bulunurluğu, kampanya dönemlerindeki mağaza performansını ölçümlemeyi sağlayan, önemli bir başarı göstergesi.  Raf bulunurluğu, tüketicinin bulmayı düşündüğü yerde ve almaya istekli olduğu zamanda, ürünün rafta satın almaya hazır halde olması olarak ifade edilebilir.  Tedarik zincirindeki farklı nedenler raf bulunurluğunu sağlamadan etkin rol oynamakta.

Perakande firmaları bu süreci doğru yönetebilmek için, stok planlama, tahminleme ve yenileme süreçlerini tedarikçiler ile sistemli ve koordineli şekilde yürütmeye önem verirler. Bu işleyiş doğru kurgulandığında stok bulunurluğunu etkileyecek tüm sorunların önüne geçilebilir. Ancak mağaza içi raf bulunurluğu sorunlarının çoğu, Perakandecinin kendi iç işleyişi ve planlama hatalarından kaynaklanır. Bunun da en önemli nedenleri:

  • Stok yenileme süreçleri oluşturulurken, kesintisiz raf yenileme süreçlerinin dahil edilmemesi
  • Mağaza içi stok sayımlarındaki hatalar
  • Mağaza konumundaki ihtiyaçlara uygun olmayan tahminleme ve talep yönetim süreçleri/sistemlerinin kullanımı
  • Yer planlama ve planogram süreçlerinin her mağazanın fiziksel koşullarına ve konumdaki taleplere uyarlanabilir şekilde planlanmaması

Sonuç olarak, tüketici; aynı mağazada başka bir marka ürüne, tamamen farklı bir ürün türüne, bu markayı başka bir mağazada aramaya ya da satın almaktan vazgeçmeye yönelebilir. Tüketicinin, ürünü stokta olmadığı için satın alamaması, memnuniyetsizliğin yanında;  rakiplerinize yeni satış fırsatı ve size de kaybedilmiş müşteriler yaratmak ile sonuçlanabilir.

Müşteri kayıplarını en aza indirmek ve müşteri taleplerini  en doğru şekilde karşılayarak çok kanallı müşteri deneyimini mükemmelleştirmek için, perakende şirketlerinin tek tek mağaza bazında farklı stratejiler oluşturmaları gerekiyor. Rekabetin yoğun olduğu ve müşteri taleplerinin bir çok etkene bağlı olarak anlık olarak değiştiği bir ortamda bu tarz bir stratejiyi tek tek, eski yöntemlerle oluşturmak ise neredeyse imkansız. Ancak, doğru sistemlerle, raf bulunurluğu ve stok yönetimi yapay zeka yazılımları ile otomatize edilir ve geçmiş alışveriş verisi kullanılarak ileri tahminlemeler yapılırsa başarıya ulaşılabilir. Obase Replenishment, raf doluluğunun istenen seviyede tutulması, yok satmaların en aza indirilmesi, operasyonel verimliliğin arttırılması ve stokların optimum seviyede tutulmasını; veriye dayalı anlık kararları otomatik olarak vermenizi sağlar. Detaylı bilgi almak için tıklayın.

Please follow and like us:

Kahn Matrisine Göre Lider Perakendeciler

Ä°lgili resim

BÜLENT DAL | CEO

Perakende sektöründe hayata geçen son iki önemli devrimden ilki, Aldi ve Wal-Mart’ın öncülük ettiği “her gün düşük fiyat” sloganıyla ciddi bir akım yaratmaları ile başlamıştır. Wal-Mart yarattığı felsefe ile gıda perakendesinde 1990’ların ortalarında “Gıda Perakendesi Devrimi” diye anılan bir ekolü Amerika’da başlatmıştır. Daha sonra Amazon çıkmış ve müşteri tercihinde fiyatın yanı sıra kolaylık ve fazla zahmete girmeden iyi bir hizmet almanın önemli rol oynadığını göstermiştir. Amazon’un öncülüğünü yaptığı “müşteri deneyimi” devrimi ile Wal-Mart dahil olmak üzere liderliğe oynayan perakendeciler iş modellerini müşteri alışveriş deneyimini kolaylaştırmak üzere yeniden kurgulamaya başlamıştır.

Amazon’un öncüğünü yaptığı tahrip edici nitelikteki dönüşüm süreci kesintisiz bir şekilde yüksek hızda devam etmektedir. Pensilvanya Üniversitesi “Wharton Shool” pazarlama profesörü Barbara E. Kahn, Haziran 2018’de yayınladığı “Alışveriş Devrimi” ismindeki kitabında içinde bulunduğumuz zorlu süreçte hangi karakteristikteki firmaların başarılı olacağını güzel bir referans olacak şekilde tariflemiş bulunuyor.

Profesör Kahn, kitabında müşterilerin kendi ihtiyaçlarına göre farklı perakendecilerin çekim alanına girdiğine inanıyor. Bir müşterinin alışveriş kararını etkileyen iki unsur olduğunu öne sürüyor.

1. Müşteriler değer verdikleri ürünleri güvendikleri yerden satın almak isterler.

2. Üstün değer sağlayan perakendecilerden satın alırlar.

Kahn’a göre günümüz müşterisi alışveriş yapacağı yere karar verirken iki temel prensibe göre hareket etmektedir. Bunlardan birincisi müşteriye yaratılan değer ikincisi ise farklılık avantajıdır. Müşteriye yaratılan değer aşağıdaki matriste sütünlarda görüleceği üzere ürün ve müşteri deneyimine göre adreslenmektedir. Farklılık avantajı ise aşağıdaki matriste satırlarda ifade edilmektedir ve daha fazla memnuniyet vermek ya da bir problemi veya ihtiyacı gidermekle mümkün olmaktadır.

kahn matrisi

Yukarıda yer alan Kahn matrisinde iki kritere göre segmentlenmiş toplam dört kutupta oluşan bir perakendeci kümelenmesi ortaya çıkmaktadır. Örneğin üst sol sırada “Ürün Markası” diliminde yüksek beğeni kazanmış, lüks veya iyi tasarlanmış, teknolojik, iddialı ürünleri artan bir yüksek müşteri memnuniyeti ile sunma noktalarında faklılaşan Warby Parker, Saks Fifth Avenue ya da Nike gibi firmalar yer almaktadır. Bu firmaların ürünlerini müşteriler yüksek fiyattan değerlemekte, lüks kategoride yer alan ürünleri satın alabilmektedir. Üst sıra sağ çeyrek “Deneyimsel” diliminde ürünlere fiziksel mağazada dokunmak, denemek, koklamak isteyen müşterilere hitap eden Sephora ya da Eataly gibi müşteriye sunduğu hizmet ile farklılaşan perakendeciler liderlik etmektedir. Bu kategorideki perakendeciler gerçekten mağazada sanatsal bir deneyimi müşterilerine sunmaktadır. Sundukları hizmet ile müşteri memnuniyetini artırmaktadır.

Sol alt dilimde “düşük fiyat” kümesinde yer alan perakendeciler operasyonel mükemmelliği, düşük maliyetleri ve müşterilerin ağrı noktalarını ortadan kaldıran başarılı operasyonu ile ön plana çıkmaktadır. Walmart, Costco ve T.J. Maxx. Gibi perakendeciler bu segmentin lideri perakendeciler arasındadır.Amazon ise müşterinin sadece aradığı ürünü sunmayı değil ürüne en az zahmet ile sahip olmayı sağlayan bir iş modeli ile “kesintisizlik” sunan perakende diliminde liderliğini sürdürmektedir. Müşterinin istediği ürün ve hizmeti istediği anda ayağına getiren iş modelinin öncülüğünü sürdürmektedir.Aşağıdaki matriste yer alan lider perakendeciler ve kazanma stratejileri göz önünde bulunurulduğunda her perakendecinin bir yetkinlikte en iyiyi yaptıklarını ve bu yetkinliği haricinde başka bir yetkinlikte de en iyisini yaptıklarını görmekteyiz. Bununla beraber tüketici beklentileri sürekli artmaktadır ki bu perakendeciler diğer yetkinlikleri de belli bir seviyede tutmak durumundadır. Yani her lider perakendeci 2 konuda en iyisini yapmakta ve diğer yetkinliklerde de yeteri kadar iyi olmalıdılar ki liderliklerini sürdürebilsinler.

Kaynak: “The Shopping Revolution: How Successful Retailers Win Customers in an Era of Endless Disruption”, Barbara E. Kahn, Haziran 2018.

https://www.retailturkiye.com/bulent-dal/kahn-matrisine-gore-lider-perakendeciler

Please follow and like us:

Black Friday & Cyber Monday Siparişlerini Teslim Ettiniz Mi?

Bundan 4 sene önce basit bir hafta sonu kampanyası iken, Black Friday ve Cyber Monday indirimleri artık bir hafta öncesinden başlıyor.

Çoğunlukla eticaret siteleri ve online satış kanalı olan perakendecileri etkileyen bu dönemin, doğru bir strateji ve planlama ile yıl sonu hedeflerine ulaşmak için sağladığı ciro etkisi tartışılmaz. Ancak yüksek satış rakamları elde etmek ne yazık ki tek başına yeterli olmuyor. Bu tür kampanya dönemlerinin en çok gözardı edilen kısmı siparişlerin müşteriye teslimat süreci!

Satış hedeflerinize ulaştınız ve tarihinizin en iyi rakamlarını elde ettiyseniz, ürünlerin teslimat süreci tatlı bir sorun halini alabilir; ama hedeflenin üzerinde her satış size büyük bir sorun olarak dönebilir. Bu durumda neler yapabilirsiniz?

  • Gönderi sürecini hızlandırın – Toplama, paketleme ve gönderi etiketleri gibi önceden yapılabilecek hazırlıkları toplu halde çözün.
  • Tedarikçileri kullanın – Gönderi sürecinin tıkandığını hissettiğinizde tedarikçilerinizden ürünleri doğrudan müşteri adreslerine göndermeleri için destek isteyin.
  • Dürüst olun – Müşteri memnuniyetsizliği yaratabilecek gönderi sürelerini öngörerek müşterilerinizi sürekli bilgilendirin. Bu hem marka imajınızı korumanızı, hem de müşteri kaybını engellemenizi sağlayacaktır.
  • İade kabulünü hızlandırın – Yenilerine yer açmak ve depodaki operasyonel işgücü kaybını en aza indirmek için iade kabul prosedürünüzü biraz esnetin ve hızlandırın.
  • Ulaşılabilir olun – Email, online destek, sıkça sorulan sorular,vb. tüm müşteri iletişim kanallarınızı herhangi bir sorunda müşterinin size kolayca ulaşabileceği şekilde düzenleyin. Size ulaşamayan sorunların takibi için bir yandan da gözünüz sosyal medyada olsun.
  • Stoklarını düzenleyin – Yılın geri kalanında zor durumda kalmamak için ürün stoklarınızı yeniden düzenleyin, siparişlerinizi verin.

Her şey kontrol altındaysa artık bir sonraki kampanya dönemi için hazırlanmaya başlayabilirsiniz… Bir sonraki kampanyanıza hazırlanmadan önce kampanya, satış ve stoklarınızın yönetimi için Obase çözümlerini inceleyin.

Her kampanya size önemli veriler ve sonraki kampanyalarınızda kullanacağınız değerli içgörüler oluşturuyor. Geçmiş verilerinizi inceleyin ve kullandığınız pazarlama kanallarını, hangi kanalların/kampanya mesajlarının yüksek dönüşüm sağladığını ölçümleyin. Etkileşimi en yüksek olan iletişim yöntemlerinizi ve stratejilerinizi bir sonraki kampanyanın başarısını artırmak için kullanabilirsiniz. Markanız için uzun dönemde nasıl bir strateji belirleyeceksiniz? Hangi kampanyalara/ hangi ürünlere odaklanacaksınız? Müşteri memnuniyetini en üst düzeyde tutarken aynı zamanda nasıl ROI yaratabilirsiniz? gibi sorularınızın yanıtlarına geçmiş verilerinizi değerlendirerek ulaşabilirsiniz.

Tüm sistemlerin entegre ve otomatize şekilde çalışması da bir sonraki kampanya döneminde stok, satınalma ve sipariş yönetimi konuları ile zaman harcamadan, sadece satış rakamlarına odaklanmanızı sağlayan önemli bir geliştirme olacaktır.

Please follow and like us:

Ürün Geliştirme Süreçlerinde Karşılaşılan 8 Temel Gereksinim

ANDAÇ ORAN | ÜRÜN TEKNİK YÖNETİCİSİ

Teknoloji alanında büyük yeniliklerin yaşandığı bir “dijital” dönüşüm sürecinden geçmekteyiz. Geçmiş dönemlerde sıklıkla dile getirilen “bulut teknolojiler”, bugün hizmet olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu teknolojiler alışılagelmiş uygulama geliştirme aşamalarında karşılaşılan zorlukları ortadan kaldırırken; ürün üretimi sürecinin tamamının hızlı ve verimli bir biçimde tamamlanabilmesine olanak sağlamaktadır. Geri kalan zaman ise, inovatif fikirlerin yaratılması için kullanılabilmektedir.

Bulut teknolojileri, geleneksel veri aktarım ve yönetim sistemleri için de farklı deneyimler sunmaktadır. Böylelikle; yapay zeka, gerçek zamanlı analiz, nesnelerin interneti gibi teknolojilerin geliştirilen ürün ile sentezlenmesi kendi kendine öğrenen/uygulayan, verimlilik artırıcı çözümler yaratmayı mümkün kılmaktadır.

Microsoft Bulut hizmetleri, yukarıda bahsedilen ihtiyaçların çözümü için birçok servis hizmeti sunmaktadır. Bu servisleri, ürün geliştirme süreçlerinde karşılaşılan durumları düşünerek 8 başlık altında derleyebiliriz.

Ölçeklenebilirlik (Kaynakların Büyümesi & Küçülmesi)

Ölçeklenebilirlik, kaynakların işlem yapılacak birime ve zamana göre yönetilebilmesidir. Rekabetin yoğun olduğu perakende sektörünü ele alacak olursak; mağaza, ürün, müşteri, çalışan vb. sayıları hızla artmaktadır. Bu bakış açısı, merkezi IT sistemlerinin de aynı ölçekte ve hızda büyüme ihtiyacını doğurmaktadır. Diğer taraftan, ihtiyaçların önceden belirlenebilmesi açısından mevcut iş yoğunluğunun takip edilmesi ve yönetilebilmesi oldukça önemlidir.

Perakende sektörünü diğer sektörlerden ayıran önemli özelliklerden bir tanesi de günden güne hızlı bir biçimde büyüyen dinamik bir sektör olmasıdır. Sektörde rekabet edebilme şansı, farklılaşan ihtiyaçlara göre hızlı ölçeklenebilmeye bağlıdır. Alınacak büyüme kararı organik olarak tüm yapının büyümesini gerektirmektedir.

Platform Bağımsız

Bulut bilişim modelinin hayata geçebilmesi gelişen üç farklı teknoloji ile mümkün olmuştur. Bulut bilişimi mümkün kılan ve altyapısını oluşturan bu üç teknoloji; web hizmetleri, sanallaştırma (virtualization) ve ızgara (grid) bilişimdir.

Web hizmetleri internet üzerinden erişilebilen, platform bağımsız otonom yazılımlardır. Bu hizmetler açık standartlara göre yazıldığından programlama dili ve işletim sisteminden bağımsızdırlar. Dolayısıyla farklı kişiler tarafından geliştirilen web hizmetleri, başka platform ve teknolojileri kullanan yazılımcılar tarafından kullanılabilmekte ve hızlı bir şekilde yeni yazılımlar gelişmesi mümkün olabilmektedir.

Sanallaştırma teknolojisi ile az sayıdaki fiziksel bilgisayar üzerinde çok sayıda sanal bilgisayarlar oluşturulmakta ve mevcut donanım kapasitesi çok daha verimli bir şekilde kullanılabilmektedir.

Izgara bilişim sayesinde ise, farklı yerlerde bulunan bilgisayarların atıl kapasitesi kullanılarak daha büyük kapasiteli bilgisayarlar oluşturulmaktadır.

Bakım ve Destek Hizmeti

Bulut bilişimde; bakım, sürüm güncellemeleri, güvenlik önlemleri servis sağlayıcıya aittir. Bakım ve destek hizmeti için, en güzel örneği kullandığımız elektrik ile verebiliriz. Elektrik idaresi bizim için altyapı, bakım/onarım ve dağıtım hizmetlerini üstlenirken, biz sadece evimizde kullandığımız elektiriğin faturadaki miktarını ödüyoruz. Bulut bilişimde de; bakım, sürüm güncellemeleri, güvenlik önlemleri servis sağlayıcıya aittir.

Adaptasyon (Yazılım Dili ve Yazılımcı açısından)

Yazılım teknolojilerinin ve araçlarının gelişiminin yazılımcılara getirdiği olanaklar ve katkılar fazladır. Maliyet, yedekleme&kurtarma, kaynakların hızlı konfigürasyonu bu olanaklar arasındadır. Ayrıca; bulut sistemlerinin tek seçeneğin tümüne uydurulmaya çalışılması mantığıyla işlememesi yazılımcıya esneklik sağlamaktadır.

Bilişsel Bilişim

Dijital dünya, tüketicilere neredeyse sınırsız seçenek sunmaktadır. Fiziksel mağazalar müşterilerin büyük çoğunluğu tarafından tercih edilmeye devam edilmelerine rağmen çekiciliklerini giderek kaybetmektedirler. Buradaki müşteri kaybı ile yapılan araştırmalar incelendiğinde; çekiciliği kaybetmenin temel nedeni fiziksel mağazaların müşteri taleplerini çevrim içi mağazalar kadar iyi karşılayamaması olarak görünmektedir. Çözüm, perakendecilerin müşteri deneyimini arttırmak için verileri, aygıtları, insanları ve süreçleri birbirine bağlamayan bilişsel sistemleri kullanmaları olabilir.

Bilişsel bilişim (Cognitive computing) müşteriler ve paydaşlarla önceden gerçekleşmiş etkileşimlerden öğrenir ve hem yapısal hem de yapısal olmayan verilerden yararlanarak algılama, öğrenme ve deneyim yoluyla anlamaya ve yorumlamaya çalışır.

Maliyet

Sanal sunucularda kesintisiz ve sürekli bir hizmet alabilmek için, kurulan operasyonun en yoğun zamanına göre plan yapılması gerekmektedir. Bu da diğer zamanlarda kullanılmayan bir donanım maliyeti demektir.

Yazımıza konu olan bulut hizmetlerinin mantığında ise; kullanılan miktar kadar ödeme kolaylığı bulunmaktadır. Böylelikle, kullanılmayan dönemler için bir ödeme yükü taşımak durumunda kalınmamaktadır.

Yeşil

Bilişim sektörü, enerji kullanımını farklılaşan donanım ile azaltırken aynı zamanda da her yeni donanımla daha yeşil hale gelmektedir. Sanal sunucuları kullanmak, kurum içi veri merkezleri kurmaktan daha yeşildir. Bu sayede farklı yerlerde bulunan veri merkezi enerji maliyetlerini düşürmektedir.

Bulut bilişim ise, sadece harcanılan enerji ve kullanılan donanım kadar karbon salınımına neden olduğu için diğer teknolojilere göre daha yeşildir.

 En Yeni Teknoloji

Bilişim sektörü, yaratıcı fikirlere ve teknolojilere açık alanlardan biridir. Bu nedenle her an yeni bir donanım, yeni bir teknoloji ortaya çıkmaktadır. Sanal sunucular üzerinde en yeni teknolojilere sahip olsanız bile bir süre sonra kullandığınız cihazların teknolojik olarak geri kalması yetersizliği ile karşılaşılabilinir. Bulut bilişim ise, günümüzde kullanılabilecek en ileri teknolojidir.

Bu tespitlerden hareketle varacağımız önemli nokta; ürün geliştirme sürecinde bu gereksinimler göz önünde bulundurulduğu sürece, ürünün çıktısının beklentiye cevap veren nitelikte olacağıdır.

Please follow and like us:

20+ Microstrategy İş Ortaklığı

En eski partner şirketlerden biri olarak Microstrategy iş ortaklığımız 1997 yılında başladı. Bu işbirlikteliği sayesinde henüz “Akıllı Kurum” teriminin Türkiye’deki firmalara yabancı olduğu dönemlerde önemli İlklere imza attık. Bu nedenle Türkiye’nin en büyük mağaza zincirlerinden biri olan Boyner ve en büyük süpermarket zinciri Migros’un Microstrategy ürünlerini kullanan ilk müşterilerimiz olmaları bizim için gurur verici.

Şirketlerin operasyonel verilerini stratejik karar ve aksiyon elde edebilecekleri stratejik bilgiye dönüştürmelerine yönelik çözümler sağlayan MicroStrategy İş Zekası Platformu; şirketlerin tüm raporlama ve gelişmiş analitik ihtiyaçlarını kullanıcılara web, kablosuz erişim ve ses teknolojileriyle sunabilen profesyonel çözümlerini kapsamaktadır.

Günümüzün koşullarında, işbirliklerinin başarıya ulaşmadaki değerinin farkında olmamız ve Microstrategy’nin stratejik bakış açısını iş ortaklığımızın merkezinde tutmamız 2009 yılında  “MicroStrategy Best Partner EMEA” ödünülünü getirdi.

Türkiye’deki “İlk”lerimiz

20+ yıllık Microstrategy iş ortaklığımız süresince Türkiye’deki birçok “İlk”e imza attık. Türkiye’nin ilk Veri ambarı projesi bunlardan biriydi. Ayrıca bulunduğumuz bölgedeki ilk Kurumsal İş Zekası ve B2B raporlama platformunu hazırladık.

İstanbul’da geçtiğimiz sene ikincisini düzenlediğimiz Microstrategy Symposium Series etkinliği 250’nin üzerinde katılımcıya ulaşarak, Türkiye’den bir çok büyük firmanın üst düzey yöneticilerini bir araya getiren bir etkinlik haline geldi.

Microstrategy sertifikalı mühendislerden oluşan özel bir ekip ve Ar-Ge laboratuvarlarımızdaki mühendislerimizin çalışmaları sonucu Microstrategy Platformu üzerinde geliştirdiğimiz İş Analitiği çözümlerimiz ile, Türkiye’deki en büyük 10 şirkete hizmet ve çözüm sağladık.

Obase olarak halihazırda, Perakende, Telekom, Havayolları, Ulaşım, Finans, Sigorta ve Enerji başta olmak üzere farklı sektörlerden 50’nin üzerinde lider firmaya, Microstrategy İş Zekası platformu üzerinde lisans, bakım ve profesyonel hizmetler sunuyoruz.

Microstrategy ile birlikte aynı gelecekçi bakış açısını benimseyerek, bugün olduğu gibi gelecekte de işbirlikteliğimizi devam ettirmeyi ve ortak başarılara imza atmaya devam etmeyi amaçlıyoruz. Phoenix’de 4-6 Şubat tarihlerinde gerçekleştirilecek Microstrategy World 2019 etkiniliğine tekrar sponsor olarak, uluslararası pazarda da aktif olarak işbirliğimizi devam ettirmeyi hedefliyoruz.

Please follow and like us:

Veriye Dayalı Bütçeleme

NURAY GÖKMEN KAHVECİ | DIGITAL MARKETING MANAGER

Yılın sonuna yaklaşırken, gelecek yılın bütçe hazırlıkları önemli bir gündem maddesi halini aldı. 2019 bütçesini hazırlamak ve doğru planlama yapmak için karar verme sürecini kolaylaştıracak yöntemler arayışında olmanız da çok muhtemel.

Günümüzün rekabetçi koşulları gereği harcadığınız her kuruşun geri dönüşünü almak gerekliliği artıyor. Bu durum, bütçenizi planlarken daha dikkatli ve seçici olmanızı; sonuçları ölçülebilir ve mantıklı adımlar atmanızı gerektiyor. Nielsen tarafından yapılan araştırmaya göre firmaların sadece %40’ı hazırlanan pazarlama bütçesinin dağılımının verimli bir şekilde yapıldığına inanıyor.

Bir çok firma, bütçe hazırlama sürecinde güncel olmayan ve karmaşık excel’ler, eski IT sistemleri ve manuel hazırlanmış raporlar üzerinden planlama yapmaya çalışıyor. Bu tarz bir yapılanmada, veri toplamanın zorluğu ve olası gecikmeler nedeniyle bütçe performansını anlık olarak ölçümleyip hedeflere ulaşmaya yönelik hızlı aksiyonlar almak da hayal oluyor.

Verinin yeni öngörüler ve iş girişimleri oluşturmadaki olumlu etkisi göz ardı edilemez. Sahip olduğunuz veriyi doğru şekilde yorumlayıp kullanmak da en doğal hakkınız!  İyi öngörüler ve veriler, iyi karar veren liderler ortaya çıkarır. Çok boyutlu, yapılandırılmış veritabanları oluşturarak, saydam, güvenilir ve ihtiyaçlara göre uyarlanabilir bir bütçe planlaması gerçekleştirebilirsiniz.

Performansa dayalı bütçeleme veya sonuç odaklı bütçeleme olarak da bilinen veriye dayalı bütçeleme kaynakların iyi yönetilmesi kadar, kaynakların kullanımı sonrasında ortaya çıkacak sonuçlara göre öngörüsel kararlar verilmesini de sağlar. Performansa dayalı bütçeleme süreci ile, şirket/departman hedeflerine ulaşmanın takibi yapılırken, bunların sonuçları tespit edilerek, sonuçlara göre sürekli olarak bütçe optimizasyonu gerçekleştirilir. Bu sayede firma hedefleri ile örtüşen iş kararları vermek, bununla paralel bütçe planlaması yapmak mümkün olur.

Artık bütçe sürecinde uzun toplantılar yapmak, bütçenin artırımı için tartışmak yerine, %100 gerçeklere dayalı veriler sunarak üst yönetimi ikna etmenin zamanı! Planlama ve bütçe dağılımının kaotik dünyasını düzeltmek için biraz daha yapılandırılmış, gerçeklere dayalı veriler ve bu verilerin öngörülerine dayalı kararlar vermek hayati önem taşımaktadır.

Bundan sonra kalıcı olan yaklaşım;  Veri odaklı kararlar doğrultusunda ilerleyip gerçekçi olmayan öngörüleri bir yana bırakmak…

Please follow and like us:

BDD ve Bize Getirdikleri

Miray TOSUN yurtseven | ÜRÜN YÖNETİCİSİ

Günümüzde bir işin kalitesinin kanıtlanması için geliştirmeler bittikten hemen sonra test yapılması gerekmektedir. Testler, bir işin istenildiği gibi olup olmadığının en önemli kanıtlarından biridir. Bir diğeri ise iş birimleri (business) ile yapılan testlerdir. İş birimleri kendi kullanım alışkanlıklarına, talep ettikleri ürüne göre ve işleyişlerine göre test ederler. Yani kendi davranışsal testlerini yaparlar. İşte buradan yola çıkarak yeni bir test yaklaşımı da hayatımıza girmiştir.

Son dönemin popüler test yaklaşımı olarak sıklıkla duyduğumuz BDD (Behaviour Driven Development-Davranış Odaklı Geliştirme) aslında TDD’ye (Test Driven Development-Test Odaklı Geliştirme) alternatif olarak çıkmış bir kavramdır.

TDD ile yazılım geliştirme ve test otomasyon süreçlerinin maliyetli olduğu kabul edilmiş bir durum olmasıyla birlikte TDD yöntemiyle kaliteli yazılım yapıldığı gerçeği de göz ardı edilemez. Günümüz şartlarında müşteri taleplerinin hızlıca yapılabilmesi aynı zamanda hem BT (IT) hem de iş birimlerinin (business) ortak dili kullanması için BDD ortaya çıkmış ve iletişimi sağlamıştır.

Aslında tüm yaklaşımlarda olduğu gibi BDD’nin de üzerinde durduğu temel konu kaliteli kod üretiminin sağlanmasıdır.  Bu bağlamda birbirinin dilinden konuşamayan iki birim arasında iletişimi sağlamasının yanında kullanıcı davranışları üzerinden yapılan testler ile hataların daha hızlı bulunmasını sağlamıştır.

Temelinde iki çalışma söz konusudur; birincisi keşif atölyeleri(Sbe-specification by example), diğeri ise çalıştırılabilir özelliklerdir(TDD-test driven development). Keşif atölyesinde BT ve iş birimlerinin yazılımın nasıl davranması gerektiğine karar verdikleri kısa ve verimli toplantılar yaparlar. Bu toplantılar esnasında iş paydaşları ve BT temsilcileri (geliştiriciler ve test uzmanları) uygulamanın özelliklerini ve kullanıcı öykülerini tartışmak üzere toplanırlar. Temel amaç örneklerle sistemin nasıl davranması gerektiğine karar vermektir. İkincisi olan çalıştırılabilir özellikler ise yazılımın istenildiği gibi davrandığını yazılmış otomasyon kodları ile göstermeyi hedefler. Çalıştırılan otomasyon kodları sonrasında hızlıca test sonuçları gözlemlenir ve eksikler belirlenerek yine hızlıca aksiyon alınabilir.

BDD’nin çok kolay bir yazım yöntemi vardır. Verilen-Ne Zaman-Ardından (Given-When-Then) olarak üç başlıkta test senaryoları yazılır. Verilen(Given), belirlenen bir test senaryosu bu başlıkta yazılır. Ne Zaman (When), bir eylemin gerçekleştiği zaman anlatılır. Ardından (Then), belirlenen senaryo ve aksiyon sonrasında uygulamanın nasıl bir sonuç döneceğini anlatır. Örnek vermek gerekirse, herhangi bir uygulamaya giriş yapmak isteyen bir kullanıcı için bu adımları yazdığımızı düşünelim;

Given: Kullanıcı hatalı şifresini şifre alanına girer,

When: Giriş düğmesine basar,

Then: Kullanıcıya girişte yapmış olduğu hatalı şifre ile ilgili hata mesajı gösterilir.

Yine BDD’nin başka bir kolay yöntemi ise Rol-Özellik-Neden matrisi (Role-Feature-Reason matrix). Buna göre öncelikle Rol için “As a” ile başlanır, sonrasında Özellik için “I want” kullanılır ve son olarak ise Neden için “so that” kullanılır. Örnek vermek gerekirse;

As a: Bir perakende müşterisi olarak,

I want: Satın aldığım ürünleri 14 gün içerisinde iade etmek istiyorum,

So That: Böylece geri ödeme alabileceğim.

BDD’nin en önemli özellikleri yazılan test otomasyon kodlarının herkes tarafından okunabilen ve yazılabilen ortak dilin konuşulduğu platform sunmasıdır. Gerek yaklaşım gereği gerekse paydaşların ortak noktasını bulması sebebiyle son dönemde çok moda olmuş ve birçok sektörde kullanılmaya başlanmıştır.

Please follow and like us:

Online Ortamda Yok Satma ve Etkileri

BÜLENT DAL | CEO

Dijitalleşmeye dayalı iş hacimlerinin büyüdüğü pazarlarda, fiziksel mağazadan alışveriş yapan müşterilerin %30’unun aynı zamanda online ortamdan da alışveriş yaptığını göz önünde bulundurduğumuzda yok satmanın online perakendede oluşumu, etkileri ve olası çözümlerini ele almak elzem olmaktadır. Bu doğrultuda yakın zamanda online ortamda yok satma ile ilgili yayınlanan “A Worldwide Study of Extent, Shopper Reactions, and Implications for Non-Food Online Retail Categories,” raporu, online alışverişte aranılan ürünün bulunmaması oranının fiziksel mağazalardan yapılan satış süreçlerindeki yok satma oranının yaklaşık 2 katı büyüklüğünde olduğunu göstermektedir. Online perakende yok satmasına yönelik en kapsamlı ve en güncel olduğu kabul edilen söz konusu araştırma, seçilmiş gıda dışı ürünleri (bebek bakımı, tekstil bakımı, saç bakımı, ağız bakımı, cilt bakımı ve traş bakımı) kapsamında ve Amerika, Çin, Fransa, Almanya, Japonya ve İngiltere baz alınarak gerçekleştirilmiştir.
Online ortamda ürün bulunurluğu; bir ürün online ortamda satın alınabiliyorsa, online mağaza deposu, fiziksel mağaza veya açık pazaryerinden belirtilen aralıkta tedarik edilebilmesi olarak tariflenmektedir. Fiziksel mağazada yok satmaya Out Of Stock (OOS) derken online ortamda benzeri duruma Not Online Available (NOLA) denilmektedir. Eğer ürün sayfası erişilebilir durumdaysa ve buna rağmen perakendeci ürünün stokta olmadığını belirtiyorsa ya da ürüne dijital ortamda erişilemiyorsa (void) ürün online ortamda yok satmış kabul edilmektedir.
Araştırmaya göre Amerika’da online ortamdaki yok satma oranı %15 ile daha önce fiziksel mağazalar için yapılan araştırmada ortaya çıkan %8.3’lük oranın yaklaşık 2 katı büyüklüğünde iken Amerika dışı ülkelerde yok satma oranının %20’ye çıktığı tesbit edilmiş bulunmaktadır. %20’lik yok satmanın yaklaşık %8’i aranan ürünün web sitesinde görüntülenememesinden (“void”) kaynaklanmaktadır. Bu durumun iki izahı bulunmaktadır; birincisi ürün gerçekten fiziksel olarak olmadığı için gösterilememekte, ikincisi ise ürün teknik problemlerden dolayı gösterilememektedir. Obase olarak deneyimlerimize dayanarak, teknik problemlerin altında halen birçok arama motorunun ürünleri listelerken aramak için yazılanların anlamları ve temalarına göre akıllı arama yapmamasının da etkisi olduğunu düşünmekteyiz.
Araştırmanın en çarpıcı çıktılarından birisi online ortamda ürün bulunamadığı zaman alışveriş yapanların tepkilerinin, fiziksel mağazada ürünün rafta bulunamaması durumuna göre gösterilen tepkiden farklı göstermesi olmuştur. Fiziksel mağazadaki yok satma durumunda perakendeci daha çok kayba uğrarken, online ortamda yok satma olduğunda olumsuz etki daha çok markalara yansımaktadır. Online müşteri ürünü bulamadığı zaman başka bir arama gerçekleştirmeyi ve muadil bir ürün bulmayı çoğunlukla tercih etmektedir. Fiziksel mağazadaki raf bulunurluğuna dayalı aynı ekip tarafından yapılan araştırmaya göre yok satmada toplam kaybın %54’ü perakendeciye yansımaktaydı. Tüketici ürün rafta bulunmadığında mağaza değiştirmekte, satın almaktan vazgeçmekte ya da satın almayı ertelemekteydi. Online ortamdaki alışveriş için yapılan yok satma araştırmasına göre aranan ürün bulunmadığında alışveriş yapanların yaklaşık %30’u başka bir perakendeciye yönelmektedir. Online ortamda ürün bulunamadığında verilen tepkiler 5 kategoride sınıflanmaktadır. 1. Başka bir online mağazaya yönlenme. 2. Başka bir markaya yönelme. 3. Ürünün başka bir varyantını tercih etme. 4. Ürünü almaktan vazgeçme veya alma kararını öteleme 5. Başka bir kanaldan satın almayı tercih etmek; örneğin fiziksel mağazaya gidip satın almak.
Araştırmayı destekleyen ana kuruluşlardan birisi olan Grocery Manufacturers Association (GMA)’e göre, müşteriler bir ürünü almak istediğinde bulamamasından kaynaklanan online satış kaybı potansiyeli yıllık 17 milyar dolar gibi bir rakama tekabül etmektedir. Daha önce GMA’nın 2002 ve 2008 yıllarında perakende fiziksel mağazalarında raf yok satma alanında yine sektörün en kapsamlı ve en çok referans alınan çalışmalarını yapan kişiler tarafından bu araştırma ve rapor gerçekleştirildi. Rapor, IE Business School’daki işletme ve teknoloji profesörü Daniel Corsten ve New Hampshire Üniversitesi’nde pazarlama profesörü olan Thomas Gruen tarafından hazırlandı.
Online ortamda ürün bulunurluğu artık önemli bir mesele haline gelmiştir. Ürün ana verisinin tutarlılığı, anlık stok takibi, arama motorlarının anlamsal içerik aramasını desteklemesi, talep öngörüsündeki tutarlılığa dayalı bilgi sistemleri ve çözümler online ortamdaki yok satma oranını azaltmak üzere ilk ele alınması gereken başlıklar arasında yer almalıdır. En önemli çözüm gerektiren şartı ise, her zaman vurguladığımız gibi veriye dayalı perakendeci ve tedarikçi işbirliğine dayalıdır.

Please follow and like us:

Dijitalleşen müşteri için sıcak gelişmeler!

WalMart Jetblack, Dijital Pazarlama, Yüz Tanıma

BÜLENT DAL | CEO

Teknoloji o kadar tüketici hayatı içerisine giriyor ve perakende şirketlerini hizmet modellerini değiştirmeye zorluyor ki, bazen yeni teknolojilerin amacı çok sorgulanmadan hayata geçirilebiliyor. Yeni teknolojilerin kullanıldığı test edilen ve başarılı olduğu gözlenen uygulamalar iyileştirilerek yaygınlaştırılıyor. Örneğin Walmart önemli rakibi Amazon’un gerisinde kalmamak ve öne geçmek için teknolojiye dayalı sayısız iş modellerini hayata geçirip deniyor. WalMart belli bir süredir üzerinde çalıştığı ve pilot denemelerini yaptığı CodeEight adlı projeyi Jetblack markası ile Haziran başı gibi kişisel alışveriş hizmetleri sunan bir iş modeli ile hayata geçirdi. “Concierge” tarzı hizmetleri barındıran Jetblack’in kurucularından ve CEO’su Jenny Fleiss, “Tüketiciler, ürün kalitesinden ödün vermeden, kendileri ve aileleri için alışveriş yapmanın daha etkili yollarını arıyor.” bakış açısından yola çıkarak Jetblack’i hayata geçirdiklerini ifade ediyor.  Walmart’ın New York’da başlattığı Jetblack operasyonu ile müşteriler düz metin yazarak sipariş verdiği ve aynı gün içerisinde teslim aldığı bir iş modelini başlatmış bulunuyor. Eğer bu model tutarsa tüm bölgelerde uygulanmaya başlanacak. Yine Walmart, Amazon Echo iş modeline benzer bir şekilde Google ile iş ortaklığı çerçevesinde Google Home’dan ürün satın almasına imkan veren bir alışveriş modeli başlatmış bulunuyor. Walmart yakın zamanda Amazon Web servislerine en önemli rakip Microsoft Azure altyapısını kullanacak stratejik bir anlaşmayı Microsoft ile imzaladı. Başka bir bakış açısı ile Amazon’un perakende ve bulut altyapısı alanındaki en büyük 2 rakibi güçbirliği yapmaya başladı.
Dijital Pazarlama: Özellikle internete bağlı cihazlara sahip tüketicilerle bağ kurmak için dijital pazarlama hiç olmadığı kadar önem kazanmaya başlıyor.  Dijital kuponlar, sanal hikaye anlatımları, eposta, artan reklamlar vb. yöntemlere dayalı Dijital Pazarlama faaliyetleri, “Gartner 2018 CIO Agenda” çalışmasına göre yeni harcama alanları içerisindeki en büyük artış payına sahip olacak. Yine Walmart’tan örnek verecek olursak, alışverişi terketmek üzere olan bir müşteriye yapay zekayı kullanarak satın almayı unuttuğu bir ürünün hatırlatılmasına yönelik dijital pazarlama uygulaması gerçekten işe yarayabiliyor.
Sokakta veya bir fiziksel mağazada beğenilen ve belki de o mağazada istenilen renk ve bedeni olmayan bir ürünün aynısını ya da benzerini online ortamdan bulmak ve sipariş vermek giderek yaygınlaşmaya başlıyor. Değerlendirilen bir ürün hakkında başka tüketici yorumlarını almak karar vermeye önemli derecede etkiliyor. Fiziksel mağazaya gelen bir müşterinin mağazaya gelmeden önceki online ortamdaki incelediği, aradığı ürünleri veya terkettiği sepeti biliyor olmak, o müşteri mağaza içerisine geldiğinde, müşteri satış asistanı tarzında bir tablet uygulaması ile  ona daha özel ve doğru ürün önerileri sunmakta yardımcı olabiliyor. Artırılmış gerçeklik tüketici deneyimini çok daha iyi bir noktaya getirebiliyor. Örneğin Sephora’nın hayata geçirdiği bir mobil uygulama ile kullanıcılar canlı selfie’leri üzerinden istediği makyaj ürünlerini kendi yüzleri üzerinde deneyebiliyor.
Yüz tanımaya dayalı iPhoneX gibi kişisel  cihazlarla gelen etkili özellikler tüketicilerin alışveriş deneyimini ciddi manada değiştirecek gözüküyor. Counterpoint araştırma şirketine göre  gelecek 2 yıl içerisinde 1 milyardan fazla akıllı telefon ileri derecede yüz tanıma yetkinliğine sahip olacak ki bu rakam, 2017’de toplam akıllı telefon sayısına göre % 5’de olan yüz tanıma özelliği rakamını 2020’de öngörülen akıllı telefon sayısı üzerinden %64’e taşıyacak.
Yüz tanıma özelliğinden faydalanmaya başlayan birçok perakende formatı arasındaki örneklerden birisi California’daki CaliBurger. Burada sadakat kart programında dahil müşteriler sipariş verme kioskları önüne geldiğinde yüzünden tanınarak sipariş verme sistemine otomatik giriş yapıp, daha önceki alışverişlerine göre favori ürünler ve bu ürünlerle alakalı öneriler ekrana gelmektedir. Yine farklı bir pilot uygulamada mağaza içi müşteri trafik ve gezinti verilerden ve demografik bilgilerden faydalanarak oluşturulan mikro segmentlere göre, anlık mağaza içerisindeki müşterilerin yüz tanıma ile algılanıp, o müşteriye en yakın mikro segmente dayalı olarak yapılması gereken önerinin müşteri satış asistanı uygulaması kullanan satıcıyı yönlendirerek, mağaza içerisindeki müşterilere en uygun önerinin yapılmasının sağlanması müşteri memnuniyetini artıracaktır.
Yüz tanıma sayesinde online ve offline deneyiminin eşleştirilmesi gıda perakendesinde de fayda sağlayacaktır. Örneğin  online ortamda verilen market siparişini almaya gelen müşteri mağaza alanına geldiğinde yüzünden otomatik olarak tanınıp sipariş teslim noktasına gidene kadar siparişin hazır olması “click and collect” modelini daha etkili hale getirecektir.
Müşterinin daha iyi anlaşılması konusunda da yüz tanıma teknolojileri fayda sağlayacaktır. Örneğin market içerisinde herhangi bir mısır gevreğine karar verirken ne kadar süre geçtiği, o anda müşterinin psikolojik durumu mutlu olup olmadığı, yaşı, cinsiyeti vb. veriler, bu verilerin mikro segmentler ve diğer verilerle eşleştirilmesi ile türetilen içgörüler ile müşteri davranışları çok daha iyi yorumlanabilir noktaya geldi. Mağazadaki raf düzenleri ve dizilimleri, gerçek zamanlı promosyonlar, mağazaya özel sıkıntılı süreçlerin düzelmesi konusunda yüz tanımaya dayalı içgörüler fayda sağlayacaktır.
Kaynaklar: https://techcrunch.com/2018/05/31/walmart-jetblack-personal-shopper/

Please follow and like us:

En Çok Kullanılan Yazılım Test Metodolojileri ve Tanımları

Miray TOSUN yurtseven | ÜRÜN YÖNETİCİSİ

Gündelik hayatımızın çoğu adımı, yaptığımız şeyleri test etmektir. Yemek yaptığımızda tuzunun iyi olup olmadığını, duvara çerçeve astığımızda düzgün durup durmadığını, yıkandıktan sonra saçımızın güzel kokup kokmadığını kontrol ederiz. Aynı durum geliştirmesini yaptığımız uygulamalar, makalesini yazdığımız teknik konular ve hatta şuan okunan bu yazı için de geçerlidir.

Ancak sorun şu ki yaptığımız testlerin anlamlarını, ne testi yaptığımızı  bilmeyiz. Evet amaç bellidir, ne yaparsak yapalım işi en iyi en kaliteli şekilde tamamlamaktır ama testin adını hatta doğru testi yapıp yapmadığımıza çoğu zaman emin olamayız.

Yazılım test metodolojileri yazılım testlerine farklı yaklaşımlar ile ele alarak sistemin bütünüyle doğru çalıştığını kontrol etmeyi hedefler. Yazılım test metodolojileri birçok kaynakta iki ana başlıkta toplanır; İşlevsel (“functional”) ve işlevsel olmayan (“non-functional”). Functional testler içerisinde:

  • Birim (“Unit”) testi
  • Duman (“Smoke”) testi
  • Bütünleşme (“Integration”) testi
  • Fonksiyonel (“functional”) test
  • Arayüz (“Interface”) testi
  • Sistem (“System”) testi
  • Regresyon (“Regression”) testi
  • Kullanıcı Kabul (“UAT-User Acceptance Test”) testi

Non-functional testler içerisinde;

  • Performans  (“Performance”) testi
  • Yük (“Load”) testi
  • Stres (“Stress”) testi
  • Güvenlik (“Security”) testi
  • Güvenlik Açığı (“Vulnerability”) testi
  • Kullanılabilirlik (“Usability”) testi
  • Uygunluk (“Compatibility”) testi

Farklı kaynaklarda bu testleri daha da çoğaltabiliriz ancak yaygın olarak testler yukarıdaki gibi sıralanabilir.

Kullanımı yaygın olan ancak tanımları karıştırılan ya da bilinmeyen  bu test yöntemlerini detaylandırırsak;

Functional Testler;

  • Birim (“Unit”) testi : Testin en başı da denebilir. Kalite test ekiplerine uygulama daha gelmeden önce uygulamayı yazan yazılımcılar tarafından yapılır. Temel amaç kodların doğru çalışıp çalışmadığını kontrol eden yardımcı kod bloklarının yazılmasıdır. Test edilen fonksiyona belirli değerler gönderilir ve dönen sonuç ile unit test içerisinde dönmesi beklenen sonucun aynı olup olmadığı kontrol edilir.
  • Duman (“Smoke”) testi : Bunu aslında devre testi gibi düşünmek daha kolay anlamamızı sağlar. Diyelim ki pille çalışan basit bir elektrik devresi yaptınız. Ana devrede elektrik akımını açan/kapatan anahtarınız olsun. Birde bu ana devreye bağlı farklı renklerde ampulleriniz olduğunu ve onlarında başka anahtarlara bağlı olduğunu düşünelim. Şimdi bu testi yapmak için tüm malzemelerinizi birleştirdiniz ve tüm test adımlarınızı deneyeceksiniz ancak öncesinde en önemli test adımınızı bilmeniz gerekir. Yani elektrik akımı devrede dolaşıyor mu? Yoksa kısa devre mi yapıyor? Eğer kısa devre yapıyor ise o zaman duman çıkar. İşte en önemli test adımınız olan Smoke testinizi buldunuz. Eğer bu adımı geçiyorsa zaten diğer adım olan renkli ampulleri test edebilirsiniz.
  • Bütünleşme (“Integration”) testi : Bütünleşme testi yine uygulamayı geliştiren yazılımcılar tarafından yazılan gelişmiş unit testi olarak bilinir. Birbiri ile bağlantılı metotların tümünün test edilmesi sağlanır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta unit testi tek metodu test ederken Integration testi birden çok metodu aynı anda test eder.
  • Fonksiyonel (“functional”) test : Uygulamanın test ortamında kalite test ekipleri tarafından son kullanıcının istediği gibi çalışıp çalışmadığını kontrol etmektir.Eğer uygulama beklendiği gibi davranırsa,testlerin yapılmasına sıralı bir şekilde devam edilir.
  • Arayüz (“Interface”) testi : Arayüz testi, Kullanıcı Arayüzü (“UI-User Interface”) olarak da bazı kaynaklarda geçmektedir. Uygulamaya ait arayüzler incelenir. Kullanılan renkler, buton ve menü konumlarını da içeren test bu aşamada yapılır. Amaç kullanıcılar için görsel ve işlevselliğin optimum seviyeye getirilmesidir.
  • Sistem (“System”) testi : Sistem testi sadece uygulamanın değil donanım, yazılım ve servislerin tümüyle test edilmesidir.
  • Regresyon (“Regression”) testi : Genel anlamda detaya çok inmeden önemli kısımların test edilmesidir. Süreci devam ettirecek fonksiyonel testlerin elenerek yapılmasıdır.
  • Kullanıcı Kabul (“UAT-User Acceptance Test”) testi : Ürünün nihai versiyonunun, iş gereksinimlerini karşıladığından emin olmak adına son kullanıcı tarafından yapılan testlerin bütünüdür. Bu testler sonrasında onaylanan sistem canlı ortama alınarak hayata geçirilir.

Non-functional Testler;

  • Performans (“Performance”) testi: Uygulamanın çok kullanıcı ve çok data ile testi yapılarak sistemin çalışması ölçülür.
  • Yük (“Load”) testi : Uygulamaya çok kullanıcı ve çok data eklendiğinde belirlenen sürede cevap verip vermemesi kontrol edilir.
  • Stres (“Stress”) testi : Stres testi ise performans ve yük testi yapıldığı esnada alınan hataların gözlemlendiği, dönen cevapların doğru olup olmadığının kontrol edildiği testlerdir.
  • Güvenlik (“Security”) testi : İş tamamlandıktan sonra risk taşıyan maddeler üzerinde testler yapılır. En basit haliyle giriş yapılan bir ekranda <Script> yazarak giriş yapılamamalıdır.
  • Güvenlik Açığı (“Vulnerability”) testi : Güvenlik açığı testi, uygulamada güvenlik açıklarını azaltmak ve sistemde yer alan riskleri değerlendirmek için kullanılan yazılım test tekniği.
  • Kullanılabilirlik (“Usability”) testi : Uygulamanın son kullanıcı gözüyle rahat kullanılıp kullanılmadığını, uygulamanın kullanıcıya yol gösterip göstermediğine, rahat öğrenebilip öğrenilmediğine ve hata mesajlarına bakılır. En son kullanıcı gözüyle yapılan ve sistemi bilmeyen bir kullanıcı ile test edilmesidir. Buna göre sistemi bilmeyen bir kullanıcı rahatlıkla sistem üzerinde işlemini yapabiliyor ise bu testten geçilir.
  • Uygunluk (“Compatibility”) testi : Uygulamanın her browser’da, her mobil platformda her işletim sisteminde çalışıp çalışmadığının kontrolü yapılır. Kullanıcı özel olarak bir platform ya da browser belirtmedikçe tüm sistemlerde çalışması beklenir.

Bu test metotları daha da çoğaltılabilir ancak günümüzde en yaygın olarak bilinen ve kullanılanlar bu şekilde tanımlanabilir. Tanımları bilinen testlerden hangisinin üzerinde çalıştığımız uygulamaya daha uygun olduğuna karar vermek daha kolaydır.  Unutulmamalıdır ki her test metodolojisi tüm uygulamalarda kullanılmaz ya da zorunluluk teşkil etmez. Ancak bir uygulama hayata geçirilmeden önce testlerinin tamamlanarak olası risklerin bulunması ve hataların giderilmesi hayati bir meseledir.

Please follow and like us: